16 Eki 2012

Fotoşop mu değil mi?

TAŞINDIK: http://halkboyleistiyor.com

Fotoğrafta meşhur bir tartışma vardır: Biri "Fotoğrafı olduğu gibi bırak, fotoşop bilmemne yapıp bozma!" derken diğeri "hadi sen mağarana dön artık bak geç oldu hava kararıyor" der.

Tabi bu işin esprisi. Bir taraf fotoğrafın "çekildiği gibi" bırakılması gerektiğini savunurken diğer taraf "çekildiği gibi ne demek ki?" ya da "ben fotoğraf istediğim gibi olsun istiyorum" der. Bu taraflar fikirlerini farklı argümanlarla savunsalar da olay dönüp dolaşıp "çektiğin gibi kalsın dokunma" tartışmasına geliyor.

Bu fikirlerden "hangisi doğru hangisi yanlıştır" tartışması aslında baştan hatalı, çünkü sonuçta bunlar "fikir", yani "ben böyle seviyorum"un nesi doğru ya da yanlış olabilir ki?

- Ben böyle seviyorum!
- İyi tamam, ben de böyle seviyorum hadi bana eyi günleeeer.

Ama konu burada kalmıyor, ardından üçüncü bir laf geliyor:

- Hayır! Benim dediğim doğru, sen de böyle çekeceksin!

Hmmm... Bu tartışma bir internet gazetesinde olsa şöyle yorumlar da görürsünüz:

- Bu fotoşopu savunanlar Yahudi Ermeni terörist ateist sabetayist nusayri ergenekoncu din düşmanı kesin...

:) Valla var böyle insanlar. "Benim gibi düşünmeyen gebersin" zihniyeti ayrı, bir de bir insana "Yahudi" ya da "ateist" diyerek hakaret ettiğini sanıyor :) Hatırlarsanız Erdoğan da seçim meydanlarında "biliyorsunuz Kılıçdaroğlu da Alevidir" deyip susuyordu ki halk yuhalasın diye. Halk zaten cahil (değil diyen var mı?), bir de sen böyle yaparsan...

Neyse, konuyu değiştirmeyelim.

Aslında, ilk gruptakilerin bir kısmı aşırı düzenlemelerden şikayetçi. Örneğin olmayan bir ağacı sahneye ekleme, beğenmediği objeleri silme, renkleri tamamen değiştirme, HDR'yi aşırıya kaçırma (ki HDR'yi de sevmezler) gibi şeylerden rahatsızlar. Bu gruba hem kesinlikle katılıyorum hem kesinlikle katılmıyorum. 'Benim için sonuç önemli' deyip bu konuyu kapatayım.

Efendim, "fotoğraf çekildiği gibi kalsın"cılar bazen filmli zamana gönderme yapıp "DSLR ve bilgisayarlar çıktı mertlik bozuldu" gibi melankolik takılıyorlar. Sanki filmli makineler zamanında filmler üzerinde oynanmıyormuş gibi. Halbuki Photoshop ve benzeri programlardaki efekt ve düzenlemelerin bir çoğu film laboratuvarları ve karanlık odalardan geliyor!

Filipinler'de eski ikinci el kitaplar satan müthiş bir kitapçı bulmuştum, gözüm döndü ve eve dönerken yanımda o kadar çok kitap vardı ki eve vardığımda belim ağrıyordu. İşte o kitapçıda filmli dönem zamanından kalan bir kitap buldum. Doğru beyaz ayarına göre film seçmeyi, her objektif için bir UV filtre almayı (o zaman 10TL'lik UV filtreler yokmuş demek ki :) ), ISO1600'lük filmin ISO3200'e "push" edilebileceğini ama sonuçların çok kötü olduğunu, film tipine karar verme gibi zamane fotoğrafçılarının çoğunun duymadığı şeylerden bahsediyor. Hatta bir yerinde "artık birçok kompakt makinede otomatik odaklama özelliği var, büyük rahatlık vallahi" diyor :)

Asıl bahsetmek istdiğim şey şu: 'Film tab ettirme' konusunun ilk sayfasında "profesyonel fotoğrafçıysan filmlerini profesyonel ve tercihen tanıdık bir laboratuvara götürmen lazım ki fotoğraflar senin istediğin gibi olsun" diyor. İkinci sayfada "pushing and pulling"den bahsediyor: Bildiğin pozlama telafisi. Devamında fotoğrafı kesme, büyütme, renk kaymalarını (color cast) düzeltmen gerektiğini, bazen gölgeler ve parlak bölgelerle oynanması gerektiğini anlatıyor. Bu paragrafa yazdıklarımı bir daha okuyun: Photoshop'ta yapılan düzenlemelerden ne farkı var? Benim bildiğim kadarıyla bütün "usta" dediğimiz fotoğrafçıların beraber çalıştığı bir laboratuvar vardı, ve hatta bazıları fotoğraflarıyla karanlık odada kendileri oynardı (Ansel Adams desem?). Tabi amaç bazen laboratuvarın pozları rezil etmesi de olabilir, ama bence asıl olay "fotoğraflar istediğim gibi olsun" fikri. Ahanda şuraya yazıyorum, idol olmuş filmli zaman fotoğrafçılarının önüne adam gibi bir yazılım koyun, sevinçten dipleri düşmezse neyim.

Manipülasyon yapma (olmayan şeyleri fotoğrafa yerleştirme ya da beğenmediklerini çıkarma) zaten film zamanından gelen birşey, yani bu konuda da bilgisayarların suçu yok.

Benzer tartışmalar resim alanında da var, yani fotoğrafla sınırlı değil. Biri "ben doğallıktan yanayım" deyip kendini pastoral tablolara vurmuş, diğeri "gerçek bu olamaz" deyip sürrealist takılmış (Dali'nin bir lafı: Deli birisiyle benim tek farkım benim deli olmamam. Bu lafı iyi düşünün).

Doğa zaten vardır ve güzeldir, öyleyse neden doğayı olduğu gibi çizmeyelim? Laylay laaay, trallal laaaa...

Lan! Bırak doğayı moğayı yaklaş bak ne diycem...
Saatler - Salvador Dali
Deli, Dali, Dahi... Resim sanatında 1000 tane akım, 10000 çeşit tablo var. Peki hangisinin "doğru" olduğuna kim karar verecek? "Doğru" sanat diye birşey olur mu? Kimin "doğru"su?

Bu yüzden, kendi beğendiğin tarzı "olması gereken şey" diye anlatmaktansa, sence iyi yanlarını ve diğer fikri neden tutmadığını anlatman daha hayırlı.

- De mi böcük kardeş?
- Evet aslan kardeş.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder