Düşün! Tartış! İtiraz et! Eleştir! Tebrik et! Oku! Dinle! Sor! Anlat! Öğret! Yani biraz koyundan farklı ol! Senin gibi düşünmeyene saygı duy. Halka hakaret etme! Halkın cahil kalması halkın değil hükümetlerin suçu!
20 Oca 2011
16 Oca 2011
Bir ucube, bir garip... Galatasaray'ı kapatalım!!!
Başbakan aylardır bu stadı yapmak için uyumuyor. Oğlunun gemiciklerinden kazandığı paralar dahil cebinden milyonlar koyup bu stada çalıştı. Sen gidip ıslıklıyorsun, protesto ediyorsun! Bir ucube, bir garip taraftar gelmiş protesto ediyor!
Neyse ki AKP'nin bütün yandaş/candaş hizmetçileri (hizmet aşıkları) bu taraftara hakettikleri cevapları verdi, veriyorlar:
- İdraktan mahrum sefillere yazıklar olsun!
- ...sefillik ve acizlik bu olsa gerek!!
- Bir de güdümlü ıslıkçılara bakarak "oluyor galiba" diye sevindirik olanlar yok mu? Onlar da 12 haziran'a kadar sabretsinler bakalım.
- Ha Galatasaray'in stadi kullanmasi icin de daha resmi anlasmalar yapilmadi. Onu da belirteyim... (Yani "görürsünüz siz")
- Bole bi serefsizlik yok.. Nankorsunuz.. Kimin sayesinde o statda mac izliosunuz. Kim yapti lan o stadi size. Gerizekali kus beyinliler..
- Siyasi görüşleri için fırsat bekleyen bu aciz kişilerin Türk misafir perverliğini ve ahte vefalarını tekrar gözden geçirmelerini şiddetle tavsiye ediyorum.
Gördüğünüz gibi, Türkiye'de (aynı İran, eski Irak, Rusya, Kuzey Kore, Çin ve bilimum benzer ülkelerde olduğu gibi) artık protesto etmek, hatta hükümete karşı yazmak bile yasak.
"Demokrasi" lafını ağzından düşürmeyen arkadaşlar yukarıdaki alıntıları söylerken aynı lafı ağızlarının bir köşesinde saklamışlar demek ki. "Demokrasi"nin olduğu yerde eleştiri de protesto da normal. Hakaret olursa iş biraz değişir ama ben Demirel ve Özal'ın döneminde dergilerde-gazetelerde yazılanları, televizyondaki parodilerdeki taklitleri ve eleştirileri hatırlıyorum. İkisi de neredeyse gülüp geçerdi; başbakanı eleştirdi diye dövülen-hapse atılan-dava açılan gazeteci ya yoktu ya çok azdı. Örneğin eğer o zamanki durum şimdiki gibi olsaydı, Levent Kırca hapisten çıkamazdı. Şu anda Olacak O Kadar tarzı bir eleştiri programı bile yok, olamıyor.
Neyse, ne diyorduk? Bu protestolar sebebiyle Galatasaray kapanmalı, yeni yapılan stat da sıfır faizli devlet bankası kredisiyle 1/4 fiyatına Çalık'a satılmalı. Hatta belki bir köşesinde Fehmi Koru, Emre Aköz, Nazlı Ilıcak ve benzerlerinin barınacağı yalıcıklar yaptırılmalı. Protestocular da Silivri'ye gönderilsin. Önce gönderelim, sonra hepsinin Ergenekon'la ilgili bir ilişkisini zaten buluruz.
Neyse ki AKP'nin bütün yandaş/candaş hizmetçileri (hizmet aşıkları) bu taraftara hakettikleri cevapları verdi, veriyorlar:
- İdraktan mahrum sefillere yazıklar olsun!
- ...sefillik ve acizlik bu olsa gerek!!
- Bir de güdümlü ıslıkçılara bakarak "oluyor galiba" diye sevindirik olanlar yok mu? Onlar da 12 haziran'a kadar sabretsinler bakalım.
- Ha Galatasaray'in stadi kullanmasi icin de daha resmi anlasmalar yapilmadi. Onu da belirteyim... (Yani "görürsünüz siz")
- Bole bi serefsizlik yok.. Nankorsunuz.. Kimin sayesinde o statda mac izliosunuz. Kim yapti lan o stadi size. Gerizekali kus beyinliler..
- Siyasi görüşleri için fırsat bekleyen bu aciz kişilerin Türk misafir perverliğini ve ahte vefalarını tekrar gözden geçirmelerini şiddetle tavsiye ediyorum.
Gördüğünüz gibi, Türkiye'de (aynı İran, eski Irak, Rusya, Kuzey Kore, Çin ve bilimum benzer ülkelerde olduğu gibi) artık protesto etmek, hatta hükümete karşı yazmak bile yasak.
"Demokrasi" lafını ağzından düşürmeyen arkadaşlar yukarıdaki alıntıları söylerken aynı lafı ağızlarının bir köşesinde saklamışlar demek ki. "Demokrasi"nin olduğu yerde eleştiri de protesto da normal. Hakaret olursa iş biraz değişir ama ben Demirel ve Özal'ın döneminde dergilerde-gazetelerde yazılanları, televizyondaki parodilerdeki taklitleri ve eleştirileri hatırlıyorum. İkisi de neredeyse gülüp geçerdi; başbakanı eleştirdi diye dövülen-hapse atılan-dava açılan gazeteci ya yoktu ya çok azdı. Örneğin eğer o zamanki durum şimdiki gibi olsaydı, Levent Kırca hapisten çıkamazdı. Şu anda Olacak O Kadar tarzı bir eleştiri programı bile yok, olamıyor.
Neyse, ne diyorduk? Bu protestolar sebebiyle Galatasaray kapanmalı, yeni yapılan stat da sıfır faizli devlet bankası kredisiyle 1/4 fiyatına Çalık'a satılmalı. Hatta belki bir köşesinde Fehmi Koru, Emre Aköz, Nazlı Ilıcak ve benzerlerinin barınacağı yalıcıklar yaptırılmalı. Protestocular da Silivri'ye gönderilsin. Önce gönderelim, sonra hepsinin Ergenekon'la ilgili bir ilişkisini zaten buluruz.
8 Oca 2011
İletişim - İletişmeyim
TAŞINDIK: http://halkboyleistiyor.com
...
Asagidaki yazi, 8 Ocak 2011 tarihinde calistigim projenin calisanlarina gonderdigim yazinin hafif degistirilmis halidir. Kullanmak istiyorsaniz lutfen bana haber verin.
İLETİŞİM?
...
Asagidaki yazi, 8 Ocak 2011 tarihinde calistigim projenin calisanlarina gonderdigim yazinin hafif degistirilmis halidir. Kullanmak istiyorsaniz lutfen bana haber verin.
İLETİŞİM?
Evrim merdiveninin en üst basamağını işgal eden, en evrimli hayvan olarak tanıdığımız insan jest ve mimikleri en iyi kullanan, gelişmiş refleks ve içgüdülerinin yanında dili de içine alan çok karmaşık öğrenilmiş davranışlarla iletişim yapan yegane varlıktır. Şimdi bu cümleyi okuyunca “vay, ben neymişim” diye düşünebilirsiniz, peki gerçekten “iletişim” kuruyor muyuz?
İnsan iletişiminin temeli dil, özellikle de konuşmadır. “KONUŞMA”. Dünya üzerindeki tek konuşabilen canlı türü olan “bizler”, iş arkadaşlarımızla yeterince konuşmuyoruz. Peki ne yapıyoruz:
- “E-mail attım ya, okumamış ben ne yapayım?”
- “Panoda asılı, okusaymış”
- “Ona mı söyleyeceğim?”
- “Sahada gezerken ben gördüm, kendi de görseymiş. Büyük müdür değil mi?”
- “Toplantıda anlatırım”
- “Toplantıda ortaya söyledim, oradan anlasaymış”
- “Toplantı notlarında var”
- “Uçan kuş duydu, bir o duymamış”
- “Her gazetede var, bir de ben söylemiyim dedim”
- “Zaten biliyordur”
- “Bilmemne söylemiştir, hergün beraberler”
- “Bunun için para almıyorum” (bunu bir İngiliz’den duydum)
- “Önce gidip işin fotoğrafını çekip birkaç kişiye göndereyim de…”
Size bazıları saçma gelse de ben yukarıdaki bahaneleri şahsen duydum.
Peki “iletişim” nedir? Kısaca “bir bilginin ve/veya fikrin paylaşılması” diyebiliriz. Aşağıda bunu açıklayan çok basit bir şema var.
Herhangi bir danışman size bu şemayı allayıp pullayıp sayfalarca açıklayabilir, ama kısaca şöyle:
Kaynak: Söyleyecek birşeyleri olan
Mesaj: “Sana bir çift lafım var” tümcesindeki “bir çift laf”
Kanal: Konuşma, e-mail, pano duyurusu, jestler, göz hareketleri, resim vs..
Alıcı: “Sana bir çift lafım var” tümcesindeki “Sen”
Geri bildirim: “Sana bir çift lafım var” tümcesindeki “bir çift laf”a verilen “tepki”.
BİRKAÇ ÖRNEK
- “Acil Durum Numaraları” duyurusu: Ana Ofis’in giriş holündeki duyuru panosundaki duyurulardan biri. Üzerinde acil durumlarda aranabilecek sorumluların isimleri, telefonları, hangi dilleri konuşabildikleri ve görevleri gibi önemli bilgiler var. Aslında duyurunun kendisi ve yeri çok doğru ve başarılı, ancak “Alıcı” konumundaki kişiler acil durum numaralarını genellikle “acil bir durum olana kadar” düşünmedikleri için, başarılı bir iletişim oluşmuyor. Belki belli aralıklarla e-mail olarak atmak da bir çözüm olabilir.
- Haftalık Yemek Listesi: “Acil Durum Numaraları” ile aynı panoda olmasına rağmen insanları daha sıklıkla ilgilendiren bir konuyu içerdiği için “iletişim” açısından daha başarılı. Projede kimse Güvenlik Müdürü'nün numarasını bilmez, ama pekçok kişi öğlen köftenin yanında neden pilav verilmeyeceğini düşünür. Ayrıca (her zaman olumlu olmasa da) projenin en çok geri bildirim alan duyurulardan biri.
- Malzeme Satın Alma listesi hazırladınız, 1 haftadır ne gelen var ne giden. Satın alma müdürüne bir e-mail attınız, hala ses yok. Ne kadar ilgisiz adammış!
a- Sorunun ne olduğu öncelikli değil, önce ısmarladığınız malzemenin gelmesi gerekli.
b- Sorun satın alma müdüründe (alıcı), mesajınızda (yanlış veya eksik malzeme tanımı), uyarı e-mailinizde (kanal), ve hatta sizde (kaynak) olabilir. Örneğin gidip konuştunuz mu? Alıcı günde çok fazla sayıda e-mail alıyordur ve sizinkini atlamış olabilir; okumuştur ama aklında 100 tane konu olduğu için unutmuş olabilir; e-mailinizde kullandığınız “ya kardeşim biraz çalışın da zamanında getirin şu malzemeleri” lafı parazit yaratmış olabilir, vs..
E-mail atıp konuştuğunuz halde iş olmuyorsa, durum farklı.
- Köprü 3’ün 4. ayağının temel dizaynı değişti. Temel yarın dökülecek. Saha mühendislerinden birine e-mail ile bildirdiniz, ama mühendis akşam beton uzadığı için ofise gelmedi, ertesi gün direkt sahaya gitti ve temel o şekilde döküldü. Suç kimde? Suçluyu bulmak temeli kurtarmayacağı için once sorunu çözmek için gerekli şeyleri tartışmak, sonra aynı olayın tekrarlanmaması için gerekli önlemleri almak gerekli. Böyle saçma zamanlamayla gelen değişiklikleri telefonla bildirmek ayıp değil. Telefon görüşmesi çok hoş geçmeyebilir, ama iş olup bittikten sonra o konuşma çok daha nahoş bir mahiyette tezahür edecektir.
- Türkçe bilen bir Kosovalı çalışana satın alma isteğinde bulunması için gerekli malzemeleri anlattınız, miktarları ve fiyatlarını söylediniz. Onay sırası size geldiğinde gördünüz ki maddelerin sizin söylediklerinizle ilgisi yok, miktar yanlış veya tanımı hatalı. “Hep böyle yapıyor, atacam bunu işten” demeden önce:
“Anlattığın karşıdakinin anladığı ile sınırlıdır”. Karşımızadakinin Türkçe bilmesi herşeyi anladığı anlamına gelmez. Bir önceki maddenin son tümcesini Kosova’da anlayabilecek adam yoktur (anlamayan Türk de vardır). Türkçe’yi hasbel-kader konuşan Kosovalı arkadaşlar var. Bir dili bilmek o dilin herşeyini bilmek demek değil. Buradaki hata “Alıcı”da değil, “Alıcı”ya ve “Mesaj”ın önemine uygun olmayan “Kanal” kullanmak. Halbuki listeyi yazılı verseydiniz sorun olmayacaktı.
- Tünelde kullanılan delgi ekipmanlarının soğutmasında kullanılan suyun toplandığı havuz su sızdırıyor. Elinizdeki fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekip akşam proje yönetimine (PY) bir e-mail atıp durumu bildirdiniz.
PY ile aranızdaki iletişim başarılı, ama gördüğünüz sorunu önce sorumlu ile (BLIO veya sorumlu mühendis) “konuşmak” ve fotoğrafları ona göstermek hemen her zaman proje için daha hayırlı olur. Eğer sorumlu kişi ilgilenmez veya sorunu çözemezse, proje yöneticilerine durumu bildirmek zaten sizin göreviniz olmuş olur. İlk durumda adınız “ispiyoncu” olacak ve artık tüm iletişimlerinizde karşınızdaki kişi ile aranızda başarıyla kurduğunuz duvarı aşmak zorunda kalacaksınız.
- Bir sorununuz var (işle ilgili veya kişisel). Müdürünüzle konuşmak istediniz ama o gün çok meşgul. E-mail atmaya karar verdiniz, güzel güzel uzun uzadıya yazıp gönderdiniz. 1 gün geçti, 3 gün geçti, tepki yok.
“Kimse beni saymıyor, adam cevap bile vermeye tenezzül etmedi” demeden önce şunu anlamak gerekli: Departman müdürleri çok meşgul insanlar. Proje müdürleri daha da meşgul. Gönderdiğiniz mesajları mutlaka ama mutlaka sözlü olarak takip edin. Ayrıca gönderdiğiniz e-mailin SPAM filtresinden geçtiğine emin misiniz?
- Sarı montların projede çalışmayan kişilere dağıtıldığını öğrendiniz, ve hatta gördünüz. Akşam kafede buluştuğunuz arkadaşlarınıza konudan bahsettiniz. “Abi düzen yok, kontrol yok, ne bekliyorsun ki” konuşmaları 3 ay devam etti. Edindiğiniz bilgiyi faydalı şekilde kullanmadığınız için bu konuşmalara halk arasında verilen ad: Dedikodu.
Aslında burada “iletişim”i oluşturan tüm öğeler var, ama “Alıcı”lar kısmında gerekli kişiler “biraz” eksik. Organizasyon şemasında depodan sorumlu kişiye bu durumu aktarmanız gerekir (bu durumda Satın Alma Müdürü en doğru kişidir).
- Sahada 10+300’den geçerken bir dozerin ilerlediğini gördünüz. Siz geri dönerken aynı dozeri 4+300’de hala ilerlerken gördünüz. Böyle bir aletin bu kadar uzun yürümesinin “pek hayırlı” olmayacağını düşündünüz ve ekipman müdürünü arayıp “abi bu alet bu kadar yürürse bize yedek parça mı dayanır?” dediniz (Bu diyalog pek olası değil, çünkü bu olay genelde akşamları maç arasında “koca alet bu kadar yürütülür mü abi, ne alt takım kalır ne palet” şeklinde konuşulur).
Yukarıdaki telefon konuşmasında önemli olan şeyler:
a- Zamanında mı haber verdiniz? Hatta operatörü uyarıp dozeri durdurdunuz mu?
b- Doğru kişiyi mi arıyorsunuz?
c- Karşınızdaki kişinin tecrübesi sizin yaşınızdan fazla ise kullandığınız sözcükleri daha doğru seçmelisiniz (özellikle genç arkadaşlar için geçerli). Sizin yapmanız gereken yapılan işi yargılamak veya ders vermek değil, olayı anlatmak veya çözüm bulmak.
İLETİŞİMİN ENGELLERİ (veya karşınızdakiyle aranızda duvar örmenin garantili yolları)
Yargılamak, suçlamak, ahlak dersi vermek, nutuk çekmek, ad takmak, alay etmek, sorguya çekmek, konuyu saptırmak, oyalamak.
KISSADAN HİSSE
Konuyu uzatmamak için özetleyelim:
- KONUŞUN! İnsanlar konuşa konuşa anlaşır!
- Yazılı iletişim kullanırsanız, anlatmak istediğinizin karşıdan anlaşıldığına emin olun. Askerde “emir tekrarı” boşuna getirilmiş bir uygulama değil. Ayrıca karşınızdakinin mesajınızı görmeme ihtimali de var.
- Bir sorunun sorumlusunu tartışmak tamamen zaman kaybı. Önce o sorunu çözüp aynı durumun tekrarlanmaması için gerekli önlemleri almak gerekli. Bir taşeron, parası ödenmediği için işi bırakmak zorunda kalırsa veya parası ödenmeyen beton katkısı satan firma katkı göndermeyip beton üretimi durursa, suçluyu bulmak için akşama kadar tartışırız ama hem sonuç alamayız hem işimiz gecikir. PO’yu zamanında yapmayan departman mı, Satın Alma Emri'ni firmaya geç gönderen satın alma mı, faturayı 4 (yazıyla dört) defa hatalı gönderen firma mı, onay bekleyen muhasebe mi, bayram diye çalışmayan banka mı suçlu?
- Konuşmaya “sen bunu yaptığın için böyle oldu” diye girmek yerine “Ercan merhaba, böyle bir durum var, ne yapalım?” diye girmek neden zor olsun? İlk cümleyi kurduğunuz anda karşıda direniş duvarını da kurdunuz demektir, halbuki kurulması gereken şey işbirliği köprüsü. Başarılı liderler “Sen”-“Ben” yerine “Biz” lafını kullanır.
- Yanlış olduğunu düşündüğünüz birşeyi “ara kademeleri atlayıp” hemen en üste taşımak yerine o işten sorumlu kişiyle konuşup çözüm aramak sizi de başarılı yapacaktır. Böyle yaparsanız yönetimin zaten kısıtlı olan zamanını daha da boşa harcarsınız.
- Saçma sorular sormak saçma hatalar yapmaktan daha iyi. İş sırasında aklınıza takılan soruları sorunca aptal değil “işini takip eden” olursunuz.
- “Liderler çözüm, yöneticiler suçlu arar”. Slogan gibi bir laf ama doğru.
- Dünyada 3 tip insan var: 1- İyi insan 2- Kötü insan 3- Diğer insanların kötü olduklarını düşünüp kötü olan iyi insan. Gerçek “kötü”lerin oranı %1 bile değil, insanlarla olan ilişkilerimizde böyle düşünmek büyük fayda sağlayacaktır.
8 Ara 2010
Canon 5DMarkII - Nikon D700 karşılaştırması Bölüm3
TAŞINDIK: http://halkboyleistiyor.com
...
Önceki bölümden devam
Ayılar ve Rubik Küpü
Ayıların bazı türlerinin boyu 3 metreyi bulabilir, çok zekidirler ve eğer biri size kafayı takmışsa kaçmanızın pek imkanı yoktur. Gerekirse saatte 70 km ile koşabilir (attan hızlı), ağaca tırmanabilir ve sizden iyi yüzer.
Ama aşağıdaki ayıcıklardan korkmaya gerek yok:
2x2 rubik küpünü de boş zamanlarımda yapmaya çalışıyorum, sıkılınca hemen altındaki PSP'ye dönüyorum. PSP'deki bulmacalı oyunlar muhteşem, neden daha önce almadığıma üzülüyorum. Belki PSP'deki zeka oyunlarını yeterince oynarsam geri dönüp 2x2 küpü çözebilirim :)
Aşağıda ISO100-ISO25600 arasındaki karşılaştırma var. Kenarlara doğru lensin performansı da etkili olabileceği için ISO karşılaştırmalarını ortalardan seçmeye karar verdim, bu yüzden yakın zamanda daha çok örnek koyarım.
SONUÇ
Dün gece 2 saat oturup uzun uzun sonuç kısmını yazdım, yayınlamaya çalışınca Blogspot'un beni arada biryerlerde dışarı attığını gördüm. Bütün yazdıklarım gitti!
Daha fazla yüksek ISO karşılaştırması yapacaktım ama çok zamanım olmuyor, o yüzden hemen sonuca geçiyorum.
Nikon D700 ve Canon 5DMarkII artık yeni değiller. Tahminen 2011 içinde ikisi de yenilenecek, ama hala ikisi de hemen her fotoğrafçının ihtiyaçlarını karşılayabilecek kalitede.
- ISO1600 ve altında 5DMarkII neredeyse tartışılmaz üstün. 21 MP'in verdiği detay belirgin şekilde fazla. "neredeyse" diyorum çünkü D700'ün dinamik alanı biraz daha fazla. Düzgün pozlanmış fotoğraflarda sorun yok, ama fotoğrafın pozlamasını arttırdığınızda veya azalttığınızda D700 bu işi daha temiz yapıyor.
- ISO1600'ün üzerinde D700 1/3 ile 1 stop arası (sahneye göre) daha iyi. 5DMarkII 21MP'nin de verdiği avantajla çok detay kaybına uğramıyor. ISO6400'de D700 daha kullanılabilir bir fotoğraf verirken 5DMarkII'de aynı kaliteye yaklaşmak için RAW üzerinde biraz uğraşmak gerekiyor. ISO12,800 ve 25,600'ü çok önermiyorum, buna rağmen iki makine de 2MP civarında kullanılabilir fotoğraf veriyorlar.
- Her makineye "yüksek ISO herşeydir" diye bakmamak gerek. Zamanın makineleri yüksek ISO değerlerinde eskiye oranla çok başarılı olsalar da hala ISO100'de çekilmiş fotoğraflar kadar temiz sonuç vermiyorlar:
Fotoğrafın büyük hali:
Yukarıda açıkça görüldüğü gibi ISO100'de çekilmiş fotoğrafı detayından dinamik aralığına kadar herşeyi daha iyi. Bir gövdenin kalitesini belirleyen en büyük etken yüksek ISO performansı değil.
- Deklanşör gecikmesi 5DMarkII'de az olsa da D700 kadar çabuk değil. Moda-manzara-makro çekimlerde hiç etkisi olmaz ama spor karşılaşmalarında, kuş çekerken, koşturan çocukları veya anı yakalamak istediğinizde etkisi büyük. Ben biri 3 diğeri 6 yaşında iki yeğenimi çekerken 5DMarkII + 17-40 f4 L ile çok sıkıntı yaşamadım, bunun yanında D700 + 50mm f1.8 ile "hiç" poz kaçırmadım diyebilirim (ki bu lens çok hızlı değil).
- D700'ün hemen herşeyi özelleştirilebiliyor, hatta bence biraz aşırıya kaçılmış gibi ama ihtiyacı olan da vardır. Sanki 1000 fotoğrafçıya sorulmuş ve hiç eleme yapılmadan tüm istekler gövdeye sıkıştırılmış gibi. 5DMarkII'de de özelleştirilebilir birçok fonksiyon var, ama genelde menü ve kullanım daha sade.
Not: D700'ün özelleştirme ayarları için çok detaylı bir rehber hazırlıyorum, bakalım ne zamana biter. D7000, D90, D3 gibi yaygın birçok gövde ile fazla sayıda ortak yönü olduğundan birçok kişiye yararlı olacaktır.
- Canon'un menü yapısı çok basit ve kullanışlı, Nikon biraz daha karmaşık ve alengirli (ama hemen her ayarı anlatan bir yardım notu var). D700'de birçok menüde istediğiniz ayara gitmek için 2-3 sayfa aşağı gitmeniz gerekirken Canon'da tüm fonksiyonlar tek sayfaya sığacak şekilde sekmelere bölünmüş. Çekim yaparken bu menülerle çok uğraşmayacak olsanız da (çoğu bir kere ayarlanıp unutulacak cinsten) farkı belirtmek gerek.
- Nikon'un uzun süredir uyguladığı, sokaktaki insanın gözüne hoş gelecek "kontrastlı ve aşırı doygun" JPEG işlemesi felsefesi D700 gibi üst seviye bir makinede bile devam ediyor. İlk elime alıp "Standart" modda çekim yaptığımda "ne kadar sıcak ve keskin renkler" dedim ama renklerin gerçek dışı olduğunu hemen farkettim. Renk doygunluğunu ve karşıtlığı elle ayarladıktan sonra çok sorun olmuyor. Tabii ki sırf bu bahsettiğim D700'den vazgeçmek için bir bahane olamaz, peki neden yazdım? "Nikon'un renkleri daha doğru" diyen arkadaşlara hatırlatma yapayım dedim :).
- Nikon'un AF sistemi ortamda bir insan yüzü olduğunda mutlaka o yüzü buluyor ve gözlere odaklanıyor. 5DMarkII'nin AF sistemi bu kadar "akıllı" değil. Tabi bu iş elle de yapılabilir ama D700'ün sizi uğraştırmaması bir artı.
- D700'ün tepe flaşı herkes için önemli olmayabilir. Ben eş-dost fotoğraflarında ve dolgu flaşı olarak çok kullanıyorum, ve gayet başarılı buldum. Neredeyse hep istediğim parlaklık ve aydınlatmayı veriyor.
- "21MP çok kaliteli lens gerektirir" lafı çok doğru değil. 5DMarkII'nin algılayıcısının MP/yüzey alanı oranı APS-C algılayıcıların 8 MP'sine eşit, yani örneğin 12MP'lik D300'den daha büyük. Burada sorun algılayıcının MP değeri değil boyutu: Lensin köşeleri çok zorlanıyor. D3 çıktığında da "mükemmel" 70-200 f2.8 VR'ın köşelerdeki sorunları ortaya çıktı. Dikkat ederseniz firmalar yeni nesil 50mm f1.8-f1.4 lenslerin orta noktalarındaki çözünürlüğü geliştirmekten ziyade kenarlarda iyileştirme yapıyorlar.
Peki kardeşim iyi hoş bu kadar yazıyorsun da, hangisini alayım ben?
Elimden geldiğince sınıflara göre tavsiyelerimi yazayım:
Profesyoneller:
- Spor, kuş: İlla iki makineyi seçmek zorundaysanız D700 bariz seçim, ama ben 7D veya 1D serisini öneririm. D300/D300s de olur belki. Bu makinelerin daha ufak algılayıcıları dolayısıyla "çarpan" denilen bir yakınlaştırma avantajları var. 300mm'lik lensi 7D ile 480mm'ye eşdeğer "yakınlaştırma" ile kullanmak büyük avantaj. Bu makineler ISO3200'de bile kabul edilebilir fotoğraf veriyorlar, ayrıca netleme ve takip etmede çok başarılılar. 1DMarkIV'ün 16MP algılayıcısı ve 1.3x çarpanı ile D700'den daha fazla detay alacağınız garanti.
Ek olarak, Canon'un "egzotik" lensleri (300mm f2.8 ve üzeri) Nikon'unkilere göre "milimetrik" oranda daha iyi.
Not: Adam gibi bir monopod kullanarak geçen yaz İstanbul'da yapılan F1 yarışında 5DMarkII + 100-400 ile çok dert yaşamadığımı söylemeliyim. Belki tek dert arabaları AF'nin orta noktasında tutmaya çalışmak oldu ama kaçırdığımda bile AF sistemi çok poz kaçırmadı. En büyük sorunum 100-400 lens oldu: f2.8 bir lens olsaydı perde hızını 1/1000'in üzerine çıkarmak için ISO'ya yüklenmeyecektim.
- Makro, manzara, moda, portre: 5DMarkII. Bu tip fotoğraflarda çok yüksek ISO'ya ihtiyacınız olmayacak ve bol zamanınız olacağı için D700'ün neredeyse bütün avantajları bir anda yok oluyor. Esasında makro için belki APS-C algılayıcılar daha avantajlı gibi görünecektir (alan derinliğinden dolayı) ama her halükarda tam kare ile alacağınız detay seviyesi daha yüksek olacaktır.
Gövdelerde durum böyle, ama kişisel görüşüm: Ultra-geniş açıda Nikon'un daha başarılı lensleri var. Bu yüzden dönüştürücü ile 5DMarkII üzerinde Nikon 14-24 f2.8 lens kullananlar var. Aslında dönüştürücü olunca Leica, Voigtlander, Zeiss de potaya giriyorlar.
Flaş konusunda da Nikon'un daha başarılı olduğu söylenir (özellikle moda fotoğrafı çekenler). 5DMarkII kullanan bu kadar fotoğrafçı flaş sistemlerini aydan getirmediğine göre Canon sisteminin de idare ettiği sonucuna varabiliriz.
Not: 580EX flaşımı uzaktan yönetebilmek için beni ikinci bir 580EX veya ST-E2 almak zorunda bırakan Canon'a buradan selamlarımı iletiyorum. Bu durumda ST-E2 yerine ikinci bir 580EX almanızı tavsiye ederim, fiyat farkına değecektir. Yeni seri 430 EXII ve 580 EXII flaşları menüden de yönetebiliyorsunuz, ki bu flaşların 100 yıl önceki teknolojiyi kullanan menüleri ve LCD ekranından sonra "oh be" dedirtiyor. Flaşlara adam gibi menü ve LCD ekran koymak bu kadar zor mu?
Amatörler:
- Spor, kuş: İki gövdeyi de almayın, gidip 7D, D7000, D300 veya 1DMarkII alıp aradaki fiyat farkıyla adam gibi lens alın. Emin olun bu gövdeler de sizi tatmin edecek fotoğraf kalitesini verecektir.
- Makro, manzara, moda, portre: 5DMarkII. Bu durumda 5DMarkII'nin kendi fiyat kategorisinde tek rakibi Sony A900/A850 olabilir. Yukarıda bahsettiğim lens sorunu sizde olmayacaktır, çünkü "en iyisi"ne ihtiyacınız yok. Canon'un hemen tüm lensleri sizi memnun edecektir (tamam, tümü değil :) )
Ben ne yapıyorum:
- İki gövdeyi yanımda aynı anda taşıyamıyorum (bel fıtığı için kalıcı bir çözüm bulunduğunda o da olacak), bu yüzden bir gövde + Olympus E-PL1 veya Sony NEX3 taşıyorum. Eş-dost buluşmalarında, akşam yemeklerinde ve ofis kutlamalarında D700 + Tokina 28-70 f2.6-f2.8'i kullanıyorum (cepte 50mm f1.8). Planlı gittiğim gezilerde, projenin ilerleme fotoğraflarında ve önemli biri ziyarete geldiğinde 5DMarkII + 24-105 f4 L kullanıyorum (cepte 35mm f2.0). Aslında NEX3 de E-PL1 de yeterince iyi, ama elinizde en iyisi varsa hep onu kullanmak istiyorsunuz :)
...
Önceki bölümden devam
Ayılar ve Rubik Küpü
Ayıların bazı türlerinin boyu 3 metreyi bulabilir, çok zekidirler ve eğer biri size kafayı takmışsa kaçmanızın pek imkanı yoktur. Gerekirse saatte 70 km ile koşabilir (attan hızlı), ağaca tırmanabilir ve sizden iyi yüzer.
Ama aşağıdaki ayıcıklardan korkmaya gerek yok:
2x2 rubik küpünü de boş zamanlarımda yapmaya çalışıyorum, sıkılınca hemen altındaki PSP'ye dönüyorum. PSP'deki bulmacalı oyunlar muhteşem, neden daha önce almadığıma üzülüyorum. Belki PSP'deki zeka oyunlarını yeterince oynarsam geri dönüp 2x2 küpü çözebilirim :)
Aşağıda ISO100-ISO25600 arasındaki karşılaştırma var. Kenarlara doğru lensin performansı da etkili olabileceği için ISO karşılaştırmalarını ortalardan seçmeye karar verdim, bu yüzden yakın zamanda daha çok örnek koyarım.
SONUÇ
Dün gece 2 saat oturup uzun uzun sonuç kısmını yazdım, yayınlamaya çalışınca Blogspot'un beni arada biryerlerde dışarı attığını gördüm. Bütün yazdıklarım gitti!
Daha fazla yüksek ISO karşılaştırması yapacaktım ama çok zamanım olmuyor, o yüzden hemen sonuca geçiyorum.
Nikon D700 ve Canon 5DMarkII artık yeni değiller. Tahminen 2011 içinde ikisi de yenilenecek, ama hala ikisi de hemen her fotoğrafçının ihtiyaçlarını karşılayabilecek kalitede.
- ISO1600 ve altında 5DMarkII neredeyse tartışılmaz üstün. 21 MP'in verdiği detay belirgin şekilde fazla. "neredeyse" diyorum çünkü D700'ün dinamik alanı biraz daha fazla. Düzgün pozlanmış fotoğraflarda sorun yok, ama fotoğrafın pozlamasını arttırdığınızda veya azalttığınızda D700 bu işi daha temiz yapıyor.
- ISO1600'ün üzerinde D700 1/3 ile 1 stop arası (sahneye göre) daha iyi. 5DMarkII 21MP'nin de verdiği avantajla çok detay kaybına uğramıyor. ISO6400'de D700 daha kullanılabilir bir fotoğraf verirken 5DMarkII'de aynı kaliteye yaklaşmak için RAW üzerinde biraz uğraşmak gerekiyor. ISO12,800 ve 25,600'ü çok önermiyorum, buna rağmen iki makine de 2MP civarında kullanılabilir fotoğraf veriyorlar.
- Her makineye "yüksek ISO herşeydir" diye bakmamak gerek. Zamanın makineleri yüksek ISO değerlerinde eskiye oranla çok başarılı olsalar da hala ISO100'de çekilmiş fotoğraflar kadar temiz sonuç vermiyorlar:
Fotoğrafın büyük hali:
![]() |
| 5DMarkII, 100mm f2.8 L IS, f5.6, 1/25, ISO3200, 0,8MP'lik kesme. Biraz oynasaydım daha iyi hale getirebilirdim belki. |
![]() |
| 5DMarkII, 100mm f2.8 L IS, f11, 6 sn, ISO100, 0,8MP'lik kesme. Neredeyse dokunmaya gerek yok. |
- Deklanşör gecikmesi 5DMarkII'de az olsa da D700 kadar çabuk değil. Moda-manzara-makro çekimlerde hiç etkisi olmaz ama spor karşılaşmalarında, kuş çekerken, koşturan çocukları veya anı yakalamak istediğinizde etkisi büyük. Ben biri 3 diğeri 6 yaşında iki yeğenimi çekerken 5DMarkII + 17-40 f4 L ile çok sıkıntı yaşamadım, bunun yanında D700 + 50mm f1.8 ile "hiç" poz kaçırmadım diyebilirim (ki bu lens çok hızlı değil).
- D700'ün hemen herşeyi özelleştirilebiliyor, hatta bence biraz aşırıya kaçılmış gibi ama ihtiyacı olan da vardır. Sanki 1000 fotoğrafçıya sorulmuş ve hiç eleme yapılmadan tüm istekler gövdeye sıkıştırılmış gibi. 5DMarkII'de de özelleştirilebilir birçok fonksiyon var, ama genelde menü ve kullanım daha sade.
Not: D700'ün özelleştirme ayarları için çok detaylı bir rehber hazırlıyorum, bakalım ne zamana biter. D7000, D90, D3 gibi yaygın birçok gövde ile fazla sayıda ortak yönü olduğundan birçok kişiye yararlı olacaktır.
- Canon'un menü yapısı çok basit ve kullanışlı, Nikon biraz daha karmaşık ve alengirli (ama hemen her ayarı anlatan bir yardım notu var). D700'de birçok menüde istediğiniz ayara gitmek için 2-3 sayfa aşağı gitmeniz gerekirken Canon'da tüm fonksiyonlar tek sayfaya sığacak şekilde sekmelere bölünmüş. Çekim yaparken bu menülerle çok uğraşmayacak olsanız da (çoğu bir kere ayarlanıp unutulacak cinsten) farkı belirtmek gerek.
- Nikon'un uzun süredir uyguladığı, sokaktaki insanın gözüne hoş gelecek "kontrastlı ve aşırı doygun" JPEG işlemesi felsefesi D700 gibi üst seviye bir makinede bile devam ediyor. İlk elime alıp "Standart" modda çekim yaptığımda "ne kadar sıcak ve keskin renkler" dedim ama renklerin gerçek dışı olduğunu hemen farkettim. Renk doygunluğunu ve karşıtlığı elle ayarladıktan sonra çok sorun olmuyor. Tabii ki sırf bu bahsettiğim D700'den vazgeçmek için bir bahane olamaz, peki neden yazdım? "Nikon'un renkleri daha doğru" diyen arkadaşlara hatırlatma yapayım dedim :).
- Nikon'un AF sistemi ortamda bir insan yüzü olduğunda mutlaka o yüzü buluyor ve gözlere odaklanıyor. 5DMarkII'nin AF sistemi bu kadar "akıllı" değil. Tabi bu iş elle de yapılabilir ama D700'ün sizi uğraştırmaması bir artı.
- D700'ün tepe flaşı herkes için önemli olmayabilir. Ben eş-dost fotoğraflarında ve dolgu flaşı olarak çok kullanıyorum, ve gayet başarılı buldum. Neredeyse hep istediğim parlaklık ve aydınlatmayı veriyor.
- "21MP çok kaliteli lens gerektirir" lafı çok doğru değil. 5DMarkII'nin algılayıcısının MP/yüzey alanı oranı APS-C algılayıcıların 8 MP'sine eşit, yani örneğin 12MP'lik D300'den daha büyük. Burada sorun algılayıcının MP değeri değil boyutu: Lensin köşeleri çok zorlanıyor. D3 çıktığında da "mükemmel" 70-200 f2.8 VR'ın köşelerdeki sorunları ortaya çıktı. Dikkat ederseniz firmalar yeni nesil 50mm f1.8-f1.4 lenslerin orta noktalarındaki çözünürlüğü geliştirmekten ziyade kenarlarda iyileştirme yapıyorlar.
Peki kardeşim iyi hoş bu kadar yazıyorsun da, hangisini alayım ben?
Elimden geldiğince sınıflara göre tavsiyelerimi yazayım:
Profesyoneller:
- Spor, kuş: İlla iki makineyi seçmek zorundaysanız D700 bariz seçim, ama ben 7D veya 1D serisini öneririm. D300/D300s de olur belki. Bu makinelerin daha ufak algılayıcıları dolayısıyla "çarpan" denilen bir yakınlaştırma avantajları var. 300mm'lik lensi 7D ile 480mm'ye eşdeğer "yakınlaştırma" ile kullanmak büyük avantaj. Bu makineler ISO3200'de bile kabul edilebilir fotoğraf veriyorlar, ayrıca netleme ve takip etmede çok başarılılar. 1DMarkIV'ün 16MP algılayıcısı ve 1.3x çarpanı ile D700'den daha fazla detay alacağınız garanti.
Ek olarak, Canon'un "egzotik" lensleri (300mm f2.8 ve üzeri) Nikon'unkilere göre "milimetrik" oranda daha iyi.
Not: Adam gibi bir monopod kullanarak geçen yaz İstanbul'da yapılan F1 yarışında 5DMarkII + 100-400 ile çok dert yaşamadığımı söylemeliyim. Belki tek dert arabaları AF'nin orta noktasında tutmaya çalışmak oldu ama kaçırdığımda bile AF sistemi çok poz kaçırmadı. En büyük sorunum 100-400 lens oldu: f2.8 bir lens olsaydı perde hızını 1/1000'in üzerine çıkarmak için ISO'ya yüklenmeyecektim.
- Makro, manzara, moda, portre: 5DMarkII. Bu tip fotoğraflarda çok yüksek ISO'ya ihtiyacınız olmayacak ve bol zamanınız olacağı için D700'ün neredeyse bütün avantajları bir anda yok oluyor. Esasında makro için belki APS-C algılayıcılar daha avantajlı gibi görünecektir (alan derinliğinden dolayı) ama her halükarda tam kare ile alacağınız detay seviyesi daha yüksek olacaktır.
Gövdelerde durum böyle, ama kişisel görüşüm: Ultra-geniş açıda Nikon'un daha başarılı lensleri var. Bu yüzden dönüştürücü ile 5DMarkII üzerinde Nikon 14-24 f2.8 lens kullananlar var. Aslında dönüştürücü olunca Leica, Voigtlander, Zeiss de potaya giriyorlar.
Flaş konusunda da Nikon'un daha başarılı olduğu söylenir (özellikle moda fotoğrafı çekenler). 5DMarkII kullanan bu kadar fotoğrafçı flaş sistemlerini aydan getirmediğine göre Canon sisteminin de idare ettiği sonucuna varabiliriz.
Not: 580EX flaşımı uzaktan yönetebilmek için beni ikinci bir 580EX veya ST-E2 almak zorunda bırakan Canon'a buradan selamlarımı iletiyorum. Bu durumda ST-E2 yerine ikinci bir 580EX almanızı tavsiye ederim, fiyat farkına değecektir. Yeni seri 430 EXII ve 580 EXII flaşları menüden de yönetebiliyorsunuz, ki bu flaşların 100 yıl önceki teknolojiyi kullanan menüleri ve LCD ekranından sonra "oh be" dedirtiyor. Flaşlara adam gibi menü ve LCD ekran koymak bu kadar zor mu?
Amatörler:
- Spor, kuş: İki gövdeyi de almayın, gidip 7D, D7000, D300 veya 1DMarkII alıp aradaki fiyat farkıyla adam gibi lens alın. Emin olun bu gövdeler de sizi tatmin edecek fotoğraf kalitesini verecektir.
- Makro, manzara, moda, portre: 5DMarkII. Bu durumda 5DMarkII'nin kendi fiyat kategorisinde tek rakibi Sony A900/A850 olabilir. Yukarıda bahsettiğim lens sorunu sizde olmayacaktır, çünkü "en iyisi"ne ihtiyacınız yok. Canon'un hemen tüm lensleri sizi memnun edecektir (tamam, tümü değil :) )
Ben ne yapıyorum:
- İki gövdeyi yanımda aynı anda taşıyamıyorum (bel fıtığı için kalıcı bir çözüm bulunduğunda o da olacak), bu yüzden bir gövde + Olympus E-PL1 veya Sony NEX3 taşıyorum. Eş-dost buluşmalarında, akşam yemeklerinde ve ofis kutlamalarında D700 + Tokina 28-70 f2.6-f2.8'i kullanıyorum (cepte 50mm f1.8). Planlı gittiğim gezilerde, projenin ilerleme fotoğraflarında ve önemli biri ziyarete geldiğinde 5DMarkII + 24-105 f4 L kullanıyorum (cepte 35mm f2.0). Aslında NEX3 de E-PL1 de yeterince iyi, ama elinizde en iyisi varsa hep onu kullanmak istiyorsunuz :)
17 Kas 2010
Canon 5DMarkII - Nikon D700 karşılaştırması Bölüm2
TAŞINDIK: http://halkboyleistiyor.com
Önceki bölümden devam...
Fotoğraflarla Karşılaştırma
Bazen zaten yazı içinde açıkladığım konular için garip sorular soruluyor: Buradan anlıyoruz ki insanımız okumaz, okumayı ve okuyanı da sevmez :) , bu yüzden karşılaştırmaları genelde bol fotoğraflı örneklerle desteklemeye çalışıyorum.
Karşılaştırmaya geçmeden önce bazı notlar:
1- Herşeyden önce "21MP-12MP" farkı nedir, onu göstereyim:
5DMarkII'den çıkan fotoğraflar her yönde D700'ünkilerden ortalama %31 civarı daha büyük, yani 21MP/12MP oranı kadar bir fark yok. 21/12 oranı size piksel oranını verir, yani 5DMarkII her fotoğrafta D700'den 1.75 kat daha fazla `nokta`yı işliyor.
2- İki makineyi sürekli yanımda gezdirdim. Sabah bir yeri çekip akşam aynı yeri diğer makineyle çekmek saçma. Ama bunu siz zaten düşünebilirsiniz değil mi? Düşünemeyenler de var :) Peki bu insanları nasıl ayırırsınız? "Yüzlerce kullanıcı fotoğrafına baktım, bu makine diğerinden daha iyi" diyen birini görürseniz, işte bu kişi "Aynı şartlar altında" lafını duymamıştır. Aşağıdaki örneğe bakın:
Yukarıdaki fotoğrafları aynı yerden çok kısa aralıkla ayni makineyle ISO6400'de çektim, peki fark ne? Ayıcıkların gözlerine bakarsanız farkı görürsünüz. Salonun ışıklarını açınca hayvanların gözleri parladı :) Kulaklardaki ve tüylerdeki detayların arttığını görebilirsiniz, renkler de kendine geldi, ve hatta fotoğrafta genel bir gren (noise) azalması oldu.
Yukarıdaki fotoğraf D700 ile ISO6400'de çekildi. Aslında büyük hali da bayağı iyi, ama bu boyuttaki tek fotoğrafa bakıp "vay en iyisi bu" diyemeyiz.
İşte bu yüzden aynı koşullarda çekilmeyen fotoğraflara bakıp "işte mükemmel makine bu" demeyin. Nikon D7000 ve Pentax K-5 daha çıkmadan bu şekilde şişirildi, hatta yüksek ISO'da tam kare D700 kadar iyi oldukları iddia edildi ama kontrollü testlerde henüz işin aslı pek öyle görünmüyor.
3- Testleri 50mm f1.8 lensleri kullanarak yaptım: Nikon 50mm f1.8D ve Canon 50mm f1.8II. Elimde f1.4 versiyonları olsaydı onlarla yapardım ama optimum diyaframda aralarında neredeyse fark yok ve orta noktalarında piyasadaki en keskin lens kadar performansları var. 50mm sabit odaklı lenslerin neredeyse tamamının orta noktaları f4-f8 arasında her türlü algılayıcı için yeterli çözünürlüğü sunar. Eğer sunamıyorsa o marka için sorun vardır: Zoom lenslerin hiçbiri 50mm'nin çözünürlüğünü veremez. 50mm'de sorun varsa zoomların halini siz düşünün...
4- Keskinleştirme yaptıysam hepsine aynı derecede yaptım. Kullandığım iki değer var: Radius: 0,6 + Amount: 80 ve Radius: 1,0 + Amount: 0. İki makine de keskinleştirmeye aynı şekilde tepki veriyor, tam kare algılayıcılarda pikseller birbirinin üstüne binecek kadar sıkışık olmadığı için daha yüksek keskinleştirme ayarları kullanabiliyorsunuz (en azından ben kullanabiliyorum).
5- AF hızını karşılaştırmayı istemedim. AF hızı gövde kadar lense de bağlı. Elimdeki 3 Nikon uyumlu lens de gövde yardımıyla otomatik netleme yapabilen lensler. Yalnız (USM kadar olmasa da) netlemenin yeterince hızlı ve sessiz olduğunu söyleyebilirim. D700'deki netleme motoru yeterince sessiz.
6- D700'un algilayicisinin baz ISO degeri 200, 5DMarkII'ninki 100. D700 ISO100 değerine bir algoritma yöntemiyle iniyor, aynı şekilde 5DMarkII de ISO50'ye sayısal yöntemlerle iniyor. Baz ISO degerinin yüksek olmasi demek, o algilayicinin ışığa hassasiyetinin daha yüksek olması demek, aslında teoride iyi birşey ama ISO200 bazı durumlarda çok gelince ISO100'e inmek durumunda kalıyorsunuz, bu durumda algılayıcının dinamik alanı ve renk algılaması negatif yönde etkileniyor. Bu "istenen değere sayısal yöntemle ulasma" işi yüksek ISO değerlerinde de yapılıyor, örneğin D700'un maksimum ISO değeri 6400 olarak gösterilir, ISO12,800 ve 25,600'e hesap yöntemiyle ulaşılır (bu değerler "Hi1" ve "Hi2" olarak geçer).
Hadi bakalım
Önce ölçüm sistemlerine bakalım. Elimde bununla ilgili bir test aleti olmadığı için zorlu ışık koşullarında makinelerin nasıl davrandığını kontrol ettim.
NOT: 2500_5dMarkII_f_2.8_1_50 s demek ISO2500'te 5DMarkII ile, f2.8 diyafram ve 1/50 enstantane ile çekilmiş demek. Adobe Bridge ile topluca adlandırmayı burada anlatmıştım.
Bu "aşırı renkli ve kontrastlı" JPEGler bazı kullanıcılara çekici de gelebilir, o yüzden "iyi" veya "kötü" demiyim. Yalnız D700'ün fiyatına ve özelliklerine bakınca üst düzey bir makine olduğunu (5DMarkII'den de pahalı) ve bu makineyi kullananların "hey hey rengarenk fotoğraflarım var" diye sevineceklerini sanmadığımı hatırlatayım.
İşte bu yüzden, JPEG fotoğrafları karşılaştırmadım bile. Yalnız hakkını yememek lazım, yüksek ISO'da (3200 ve üzeri) hiç oynamazsanız D700'ün JPEGleri 5DMarkII'ye göre daha kullanılabilir. Canon'un yüksek ISO'da JPEG işlemesini hic sevemedim zaten.
Amaçsız Türlü Örnekler
Gökyüzünün rengi ve fotoğrafın boyutu haricinde ikisi arasında fark yok.
Bu boyutlarda belli olmuyor, fotoğrafları farklı pencerede açıp bakın. İşte kesme (crop) böyle durumlarda işe yarayabiliyor ve 21MP'nin avantajı ortada.
Yukarıdaki evlerin aşırı parlaklığı hoşuma gitmedi, sahneyi 1.5EV aşağı çekince aşağıdaki gibi bir sonuç çıktı:
Yorum yok... Ya da var :) Düşük ISO'da D700'ün 5DMarkII'ye göre fotoğraf kalitesi anlamında hiçbir üstünlüğü yok (ecnebiler buna "D700 is crushed by 5DMarkII" derdi sanıyorum). Şu anda 5DMarkII'nin verdiği detayı (veya daha iyisini) verebilecek tek Nikon D3x. Işık ölçümü de söylendiği gibi "5DMarkII'nin eskimiş ölçüm sistemi"nden çok çok iyi değil. Önümüzdeki günlerde daha zorlu koşulları denerim, belki farkını karmaşık ışık koşullarında gösterir. Neden 1/3 veya 2/3 fazla stop ölçümü yaptığını anlayamadım. Lens etkilemiş olabilir mi?
Bir de hatırlatayım, yukarıdaki sahneler hep durağan koşulları içeriyor. Hızlı çekim koşullarını deneyecek lensler elimde yok, elimdekilerin tamamı gövdeden netlemeli, elimdeki Canon L lenslerle karşılaştırmak bariz haksızlık olacaktı. Tahminimce hızlı lenslerle kullanınca ilk netleme hızında çok fark olmayacaktır ama takip etme konusunda D700'ün üstünlüğü olacaktır.
Daha Fazla Örnek
Detay sekmesinde kullandığım ayarlar aşağıdaki gibiydi:
Bu sefer yorum yok :) Ya da hadi yapalım: Yüksek ISO'da ışık iyi bile olsa keskinleştirme yapmamak daha iyi. Radius: 0,6 + Amount: 80 değerleri ISO1600'e kadar iyi, ama sonra fotoğrafı bozmuş gibi.
Aynı sahnenin sağ-üst tarafındaki evlere bakalım:
Son olarak sol-alt taraftaki bir ağaççık grubuna bakalım:
Gene yorum yok (5DMarkII'nin yüksek grene karşılık daha fazla detay yakaladığı haricinde). Sürekli hile yapıyorum değil mi?
Yukarıdaki sahneyi akşam üzeri 5.30 civarı çektim. Hava kararıyordu. Gökyüzünü karenin yaklaşık 1/4'üne aldım ki makineler çalılara pozlasın, gökyüzünü öldürsün.
Makineler için en iğrenç sahneler bunlar. ISO6400, sahnenin 1/4'ü yarı parlak gökyüzü, daha karanlık yeryüzü ve ot-çalı karışımı birşey. Düz desenlerle yüksek ISO karşılaştırmak kolay, durum yukarıdaki gibi olunca en ufak detayı yakalamak önemli oluyor.
Sonra gökyüzünü geri getirmek için fotoğrafları ACR'de 3 EV aşağı çektim (3 stop daha karanlık hale getirdim), "Fill Light", "Tone Curve", Vibrance vs.. ne varsa kullandım. Sonuçlar aşağıda:
EV arttırmaya veya azaltmaya D700'ün RAW dosyaları "biraz daha" açık, gren veya renk değişimi daha az oluşuyor.
Bu sefer gerçekten yorum yok...
YUKSEK ISO KARSILASTIRMASI VE GECE CEKIMLERIYLE DEVAM EDECEK...
Önceki bölümden devam...
Fotoğraflarla Karşılaştırma
Bazen zaten yazı içinde açıkladığım konular için garip sorular soruluyor: Buradan anlıyoruz ki insanımız okumaz, okumayı ve okuyanı da sevmez :) , bu yüzden karşılaştırmaları genelde bol fotoğraflı örneklerle desteklemeye çalışıyorum.
Karşılaştırmaya geçmeden önce bazı notlar:
1- Herşeyden önce "21MP-12MP" farkı nedir, onu göstereyim:
![]() |
| Ön plandaki D700, arka plandaki 5DMarkII'den. |
2- İki makineyi sürekli yanımda gezdirdim. Sabah bir yeri çekip akşam aynı yeri diğer makineyle çekmek saçma. Ama bunu siz zaten düşünebilirsiniz değil mi? Düşünemeyenler de var :) Peki bu insanları nasıl ayırırsınız? "Yüzlerce kullanıcı fotoğrafına baktım, bu makine diğerinden daha iyi" diyen birini görürseniz, işte bu kişi "Aynı şartlar altında" lafını duymamıştır. Aşağıdaki örneğe bakın:
![]() |
| ISO6400, 5DMarkII, keskinleştirme: 0 |
![]() |
| ISO6400, 5DMarkII, keskinleştirme: 0 |
Yukarıdaki fotoğraf D700 ile ISO6400'de çekildi. Aslında büyük hali da bayağı iyi, ama bu boyuttaki tek fotoğrafa bakıp "vay en iyisi bu" diyemeyiz.
İşte bu yüzden aynı koşullarda çekilmeyen fotoğraflara bakıp "işte mükemmel makine bu" demeyin. Nikon D7000 ve Pentax K-5 daha çıkmadan bu şekilde şişirildi, hatta yüksek ISO'da tam kare D700 kadar iyi oldukları iddia edildi ama kontrollü testlerde henüz işin aslı pek öyle görünmüyor.
3- Testleri 50mm f1.8 lensleri kullanarak yaptım: Nikon 50mm f1.8D ve Canon 50mm f1.8II. Elimde f1.4 versiyonları olsaydı onlarla yapardım ama optimum diyaframda aralarında neredeyse fark yok ve orta noktalarında piyasadaki en keskin lens kadar performansları var. 50mm sabit odaklı lenslerin neredeyse tamamının orta noktaları f4-f8 arasında her türlü algılayıcı için yeterli çözünürlüğü sunar. Eğer sunamıyorsa o marka için sorun vardır: Zoom lenslerin hiçbiri 50mm'nin çözünürlüğünü veremez. 50mm'de sorun varsa zoomların halini siz düşünün...
4- Keskinleştirme yaptıysam hepsine aynı derecede yaptım. Kullandığım iki değer var: Radius: 0,6 + Amount: 80 ve Radius: 1,0 + Amount: 0. İki makine de keskinleştirmeye aynı şekilde tepki veriyor, tam kare algılayıcılarda pikseller birbirinin üstüne binecek kadar sıkışık olmadığı için daha yüksek keskinleştirme ayarları kullanabiliyorsunuz (en azından ben kullanabiliyorum).
5- AF hızını karşılaştırmayı istemedim. AF hızı gövde kadar lense de bağlı. Elimdeki 3 Nikon uyumlu lens de gövde yardımıyla otomatik netleme yapabilen lensler. Yalnız (USM kadar olmasa da) netlemenin yeterince hızlı ve sessiz olduğunu söyleyebilirim. D700'deki netleme motoru yeterince sessiz.
6- D700'un algilayicisinin baz ISO degeri 200, 5DMarkII'ninki 100. D700 ISO100 değerine bir algoritma yöntemiyle iniyor, aynı şekilde 5DMarkII de ISO50'ye sayısal yöntemlerle iniyor. Baz ISO degerinin yüksek olmasi demek, o algilayicinin ışığa hassasiyetinin daha yüksek olması demek, aslında teoride iyi birşey ama ISO200 bazı durumlarda çok gelince ISO100'e inmek durumunda kalıyorsunuz, bu durumda algılayıcının dinamik alanı ve renk algılaması negatif yönde etkileniyor. Bu "istenen değere sayısal yöntemle ulasma" işi yüksek ISO değerlerinde de yapılıyor, örneğin D700'un maksimum ISO değeri 6400 olarak gösterilir, ISO12,800 ve 25,600'e hesap yöntemiyle ulaşılır (bu değerler "Hi1" ve "Hi2" olarak geçer).
Hadi bakalım
Önce ölçüm sistemlerine bakalım. Elimde bununla ilgili bir test aleti olmadığı için zorlu ışık koşullarında makinelerin nasıl davrandığını kontrol ettim.
NOT: 2500_5dMarkII_f_2.8_1_50 s demek ISO2500'te 5DMarkII ile, f2.8 diyafram ve 1/50 enstantane ile çekilmiş demek. Adobe Bridge ile topluca adlandırmayı burada anlatmıştım.
![]() |
| 2500_5dMarkII_f_2.8_1_50 s |
![]() |
| 3200_d700_f_2.8_1_40 s |
5DMarkII'de "Evaluative", D700'de "Matrix Metering" kullandım. Farkı gören var mı? D700'de Nikon'un sürekli ön plana çıkardığı "1005-piksel RGB ölçümü" ve "3D-Matrix Ölçümleme Sistemi"nin burada daha iyi iş yapması gerekirdi sanki. Evet sandalye ve montun karanlık kısımlarında biraz daha çok ayrıntı var ama arkadaki duvarın bir kısmı tamamen bembeyaz. D700 5DMarkII'den yaklaşık 2/3 stop kadar daha parlak çekime karar vermiş.
![]() |
| Çekim değerleri fotoğrafların altında yazıyor. Canon 1/640 tercih ederken Nikon 1/400'ü seçmiş. Arada 2/3 stop fark var, dolayısıyla D700'de duvardaki detayların bir kısmı fazla ışığa kurban gitmiş |
Yukarıdaki duvarı çektiğim yerde, D700'e haksızlık ettiğimi düşünerek baz ISO değeri olan 200'e aldım ve karşıdaki dağları çektim:
![]() |
| D700'de ISO 200. Canon'un EV değerine eşit olması için 1/800 enstantane ile çekmesi gerekirken 1/640'ı tercih etmiş, dolayısıyla "highlight" bölgelerdeki detaylar azalmış. Acaba DR sorunu da olabilir mi? (1, 2, 3) |
Burada bir konuyu belirtmek gerek: Tam kare gövdelerin "RAW headroom" dedikleri (RAW kapasitesi diyim) değer bayağı yüksek oluyor, RAW fotoğrafta aşırı parlamış yüzeylerdeki detayları geri getirmek APS-C algılayıcılara göre daha rahat. Yukarıdaki fotoğrafları -1,5EV geri çekince aşağıdaki gibi detaylar geri geliyor:
![]() |
| 5DMarkII |
![]() |
| D700 |
Neden sürekli RAW'dan bahsediyorum? Evet DSLRların gerçek performansı ancak RAW çekerek görülebilir, ama D700'ün JPEG işleme algoritmasında daha farklı bir durum var:
![]() |
| Soldaki 5DMarkII, sağdaki D700. İkisi de JPEG ve "Standart" modda çekildi. Fark bariz. |
D700'de "Standart" fotoğraf modunda bile renkler aşırı doygun (saturated) ve aşırı karşıtlık (contrast) var. Forumlardaki "Nikon'un renkleri daha canlı ve doğru" yorumu buradan mı geliyor? Yani renkler canlı olunca daha doğru oluyor demek ki? D3 ve üzerindeki gövdelerde böyle birşey yok, D700 daha alt seviye gövdelerdeki JPEG işlemeyi kullanmış. 5DMarkII'deki "Standart" fotoğraf işleme daha düz bir ton eğrisi çiziyor ve renkleri gerçeğe daha yakın, tıpkı tüm diğer Canon DSLRlarda olduğu gibi. Gerçek rengi yakalamak için belki çok az daha renklerin doygunluğu arttırılabilir, ama kesinlikle D700 kadar değil. Buraya koymadım ama fotoğrafın ortasındaki kırmızı çalının büyük hali D700'de kıpkırmızı bir lahanaya benziyor :)
![]() |
| Nikon RAW-JPEG farkı |
![]() |
| Canon RAW-JPEG farkı |
![]() |
| 4'ü bir arada: 5DMarkII RAW-JPEG ve D700 RAW-JPEG |
![]() |
| Son örnek. D700'de siyahlar daha siyah. |
İşte bu yüzden, JPEG fotoğrafları karşılaştırmadım bile. Yalnız hakkını yememek lazım, yüksek ISO'da (3200 ve üzeri) hiç oynamazsanız D700'ün JPEGleri 5DMarkII'ye göre daha kullanılabilir. Canon'un yüksek ISO'da JPEG işlemesini hic sevemedim zaten.
Amaçsız Türlü Örnekler
![]() |
| Sahne bu |
![]() |
| 100_5dMarkII_f_8.0_1_160 s |
![]() |
| 100_d700_f_8.0_1_160 s |
![]() |
| Sahne bu |
![]() |
| 100_5dMarkII_f_8.0_1_160 s |
![]() |
| 200_d700_f_8.0_1_320 s |
Bu boyutlarda belli olmuyor, fotoğrafları farklı pencerede açıp bakın. İşte kesme (crop) böyle durumlarda işe yarayabiliyor ve 21MP'nin avantajı ortada.
![]() |
| Sahne bu |
![]() |
| 100_5DMarkII_f_6.3_1_160 s |
![]() |
| 100_d700_f_6.3_1_160 s |
![]() |
| 100_5dMarkII_f_6.3_1_160 s |
![]() |
| 100_d700_f_6.3_1_160 s |
![]() |
| 100_5dMarkII_f_6.3_1_160 s |
![]() |
| 100_d700_f_6.3_1_160 s |
![]() |
| 5DMarkII |
![]() |
| D700 |
Yorum yok... Ya da var :) Düşük ISO'da D700'ün 5DMarkII'ye göre fotoğraf kalitesi anlamında hiçbir üstünlüğü yok (ecnebiler buna "D700 is crushed by 5DMarkII" derdi sanıyorum). Şu anda 5DMarkII'nin verdiği detayı (veya daha iyisini) verebilecek tek Nikon D3x. Işık ölçümü de söylendiği gibi "5DMarkII'nin eskimiş ölçüm sistemi"nden çok çok iyi değil. Önümüzdeki günlerde daha zorlu koşulları denerim, belki farkını karmaşık ışık koşullarında gösterir. Neden 1/3 veya 2/3 fazla stop ölçümü yaptığını anlayamadım. Lens etkilemiş olabilir mi?
Bir de hatırlatayım, yukarıdaki sahneler hep durağan koşulları içeriyor. Hızlı çekim koşullarını deneyecek lensler elimde yok, elimdekilerin tamamı gövdeden netlemeli, elimdeki Canon L lenslerle karşılaştırmak bariz haksızlık olacaktı. Tahminimce hızlı lenslerle kullanınca ilk netleme hızında çok fark olmayacaktır ama takip etme konusunda D700'ün üstünlüğü olacaktır.
Daha Fazla Örnek
![]() |
| Karşılaştırma sahnesi bu. Arnavutluk'ta Kukes-Kalimash yolu üzerinden bir görünüm. Ortadaki kırmızı ağaççık dikkatimi çekti, o yüzden burada durdum. |
Detay sekmesinde kullandığım ayarlar aşağıdaki gibiydi:
Bu sefer yorum yok :) Ya da hadi yapalım: Yüksek ISO'da ışık iyi bile olsa keskinleştirme yapmamak daha iyi. Radius: 0,6 + Amount: 80 değerleri ISO1600'e kadar iyi, ama sonra fotoğrafı bozmuş gibi.
Aynı sahnenin sağ-üst tarafındaki evlere bakalım:
Son olarak sol-alt taraftaki bir ağaççık grubuna bakalım:
Gene yorum yok (5DMarkII'nin yüksek grene karşılık daha fazla detay yakaladığı haricinde). Sürekli hile yapıyorum değil mi?
![]() |
| ISO6400, f6.3 |
![]() |
| 5DMarkII |
![]() |
| D700 |
![]() |
| 5DMarkII |
![]() |
| D700 |
Sonra gökyüzünü geri getirmek için fotoğrafları ACR'de 3 EV aşağı çektim (3 stop daha karanlık hale getirdim), "Fill Light", "Tone Curve", Vibrance vs.. ne varsa kullandım. Sonuçlar aşağıda:
![]() |
| 5DMarkII |
![]() |
| D700 |
Bu sefer gerçekten yorum yok...
YUKSEK ISO KARSILASTIRMASI VE GECE CEKIMLERIYLE DEVAM EDECEK...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















































