13 Mar 2011

Olympus E-PL1 incelemesi: Bölüm 1

TAŞINDIK: http://halkboyleistiyor.com

...
Olympus E-PL1 incelemesi: Bölüm 1

Nikon D700'ün özel fonksiyonlarıyla ilgili bir yazıya başlamıştım, ama araya o kadar çok şey girdi ki sıkıldım :) Olympus E-PL1 ile oynamak daha eğlenceli...
4/3 sistemin kullanıcılara en büyük sözü "benzer fotoğraf kalitesi, daha ufak sistem"di. Şimdiye kadar bu sözün pek tutulduğu söylenemez. Gerçi E-4XX serisi bayağı küçük ama lensler hala çok büyük. Olympus'un en üst seviye makineleri E-X serisi de ya rakipleri kadar ya daha büyük ve ağır.

Ve Temmuz 2009'da Pen serisi çıktı.

m4/3 nedir, ne değildir?


Aslında Olympus-Pen 1950ler sonunda çıkan bir konsept, Olympus yeni m4/3 sisteminde orjinal Pen tasarımını korumuş.

4/3 sistemi ne ki?

Tüm boyutlar mm. Burada bir not: Yeni m4/3 algılayıcısının boyutu daha ufak olmasına rağmen 4/3 algılayıcılara göre daha başarılı. Hep diyorum, boyut herşey değil önemli olan işlev :)

Yukarıda görüleceği gibi, 4/3 sistemde standart DSLRlara göre daha ufak algılayıcı kullanılır. Algılayıcıyı bu boyutlara indirerek daha ufak gövde ve lens üretebiliyorsunuz. Ayrıca standart DSLRlarda dev boyutlarda olacak f2.0 zoom lensler de daha rahat tasarlanabiliyor. Mevcut 14-35 f2.0 ve 35-100 f2.0 lensler buna örnek. Bu lensler diğer markalarda yok, olsalar da tahminen normal insanlar taşıyamaz. 4/3 sistemin bir diğer avantajı da aynı diyafram açıklığında daha geniş alan derinliği elde edebilme. Örneğin 5DMarkII ile f11'de elde edeceğiniz alan derinliğini Olympus E-520'de f5.6'da elde edebiliyorsunuz. Bu aynı zamanda dezavantaj, çünkü arka planı öldürmek (bokeh diyelim) 4/3 sistemde ufak algılayıcıdan dolayı daha zor.

4/3 sistemi geliştiren firmalar: Olympus, Panasonic, Leica, Kodak, Fuji, Sanyo, Sigma. Bu firmalardan şu anda en aktif olanları Olympus ve Panasonic/Leica. Sigma da 4/3 sistem için lens üreten tek üçüncü parti üreticisi.

Normal 4/3 sistem makinelerinde lensten gelen görüntüyü optik bakaça aktarmak için bir ayna sistemi kullanılır, bu da gövdenin çok ufalmasını önlüyor. Örneğin E-450 en ufak DSLR olmasına rağmen Nikon D3100'ün boyutlarına yakın.

Peki m4/3 ne? m4/3 "mikro 4/3"ün kısaltması. m4/3 sistemde bu ayna sistemi kaldırılıyor. Ayna kalkınca pekçok yapısal değişiklik oluyor:
- "Flange back" denen, algılayıcının lensin takıldığı yere olan mesafesi azalıyor. 4/3 sistemde bu mesafe 38.67mm iken m4/3 sistemde bu mesafe 20mm. Bu mesafe gövdenin boyunu belirleyen ana etken.
- Yukarıda bahsettiğim mesafe azaldığı için hem gövde ufalıyor hem de daha ufak lensle aynı miktarda ışığı algılayıcıya düşürmek mümkün oluyor. m4/3 sistemde bayonetin çapı 48mm'den 42mm'ye düşürülmüş.
- Optik bakaç olmadığı için gövdenin boyu azalabiliyor.
- Video sırasında otomatik netleme yapmak standart DSLRlara göre daha rahat oluyor.

Aşağıda http://www.four-thirds.org sitesinden aldığım bir gösterim var:


Burada "flange back" daha açık görünüyor. Şeklin en üstünde bu mesafenin kısalmasının lens boyutunu nasıl ufalttığı da çok açık. Aynı şekilde SONY de Nex serisinde bu mesafeyi kısalttı.

Ayrıca aynanın kalkmasının gövdeyi ne kadar ufalttığına dikkat.

Bugün itibariyle gövde ve lenslere bakalım:

Şu anda m4/3 gövdeler şunlar:
- Olympus (O) E-P1
- O E-P2
- O E-PL1
- O E-PL2
- Panasonic Lumix (P) DMC-G1
- P DMC-G2
- P DMC-G10
- P DMC-GH1
- P DMC-GH2
- P DMC-GF1
- P DMC-GF2

Göreceğiniz gibi m4/3 çıkalı yaklaşık 1.5 sene olmasına rağmen envai çeşit gövde var. Hepsi şu anda üretilmiyor ama kısa zamanda neredeyse (örneğin) Pentax'ın DSLR sayısını geçmiş.

Lenslere bakalım:
- Panasonic (P) 7-14mm f4
- P 14-42mm f3.5-5.6
- P 14-45mm f3.5-5.6
- P 14-150mm f4.0-5.8
- P 45-200mm f4.0-5.6
- P 100-300mm f4.0-5.6
- P 45mm f2.8 makro
- P 8mm f3.5 balık gözü
- P 14mm f2.5
- P 20mm f1.7
- Olympus (O) 9-18mm f4.0-5.6
- O 14-42mm f3.5-5.6
- O 14-42mm f3.5-5.6 II
- O 14-150mm f4.0-5.8
- O 40-150mm f4.0-5.6
- O 75-300mm f4.8-6.7
- O 17mm f2.8
- Voigtlander 25mm f0.95.

Lenslerde çok fazla eksik yok. Birçok markanın 10 yıllık DSLR lensi sayısından daha çok sayıda m4/3 lensi var. Sigma da m4/3 lensler üzerinde çalışıyor.

Bu lensler dışında, basit mekanik dönüştürücüler ile (optik elemana ihtiyaç duymadan) hemen her markanın lensini m4/3 sistemde kullanmak mümkün. 4/3 lenslerin birçoğu da MMF-2 adaptörü kullanılarak otomatik netleme ile kullanılabiliyor. Ben standart 40-150mm'yi (4/3 lensi) MMF-2 ile beraber 190$ civarına aldım. Arada optik eleman olmadığı için görüntü bozulması da minimum oluyor.

m4/3 sistemi ne kadar yaratıcıysa flaşlari o kadar saçma. Üzerinde konuşmaya bile değmez. Bu sistem için Canon 270ex ve Nikon SB-400 tipi bir flaş gerekli.

m4/3 sistemde optik bakaç olmadığı için Olympus ve Panasonic'in elektronik bakaçları var. Bunlardan Olympus VF-2'yi öneririm. 15 dakikalık kısa kullanım tecrübemde aleti çok beğendim. Görüntü net ve elektronik olduğu için ekranda birçok bilgiyi görebiliyorsunuz. Açısı yukarı-aşağı değişebiliyor. 1-2 nesil sonra bu aletler optik bakaçları aratmayacak diye düşünüyorum. Tek bir kötü yanı var: 250$ :).

E-PL1, Olympus'un 3. m4/3 gövdesi. En son çıkanı E-PL2.

E-PLX serisi E-PX serisine göre bir alt sınıf olarak konumlandırılıyor. Özetle önemli farklar şunlar:

- E-PL1'de ayar tekerleği yok (E-PL2'ye bir adet koydular), E-PX serisinde iki adet ayar tekeri var.
- E-PX serisinde stereo hoparlör varken E-PLX serisinde mono var, stereo için ek adaptör ile mikrofon bağlamanız gerekli.
- E-PLX serisinde titresim azaltıcı sistem 3 stop, E-PX serisinde 4 stop etkili (Olympus'un iddia ettiği değerler).
- E-PLX serisinde flaş var, E-PX serisinde yok.
- E-PL1'in ekranı 2.7", diğerlerinde 3.0".

E-PL1 -Teknik Özellikler

Pil dahil kütle: 482 g
Boyutlar: 115x72x42mm
Algılayıcı: 12,3 MP Live MOS (Panasonic üretimi)
Kesme çarpanı: 2.0
Dosya formatları: JPEG, RAW (ORF dosyası)
Video: 1280x720, 640x480 (saniyede 30 kare, MotionJPEG)
Kit lens: Olympus 14-42mm f3.5-5.6 L ED (40.5mm filtre çapı)
Otomatik netleme: 11 adet kontrast tabanlı otomatik netleme noktası. Yüz tanıma özelliği var.
LCD: 2.7 inç, 230.000 piksel
ISO aralığı: Doğal ISO 200-3200. ISO100'e algoritma ile inebiliyor.
Enstantane aralığı: 1/2000 ile 30 dakika arası (Bulb modunda).
Flaş mesafesi: ISO100'de 7 metre.
Kart: SD/SDHC (Class10 destekli, maksimum 32GB)
Pil kapasitesi: 290 çekim (CIPA standardı).


E-PL1 - Fiziksel


Fotoğraf Dpreview'dan. Bendeki gövde aynı, lens siyah.




Dikkat ederseniz flaş yuvası bir kapakla kapalı.





Artistik fotoğraflarla devam edelim:

14-42mm lens kapalıyken. Bu durumda fotoğraf çekemiyorsunuz.

14-42mm açık.









E-PL1'in kontrolü DSLR kadar rahat değil, en azından bir kontrol tekeri olsun isterdim (E-PL2'ye koydular). Alıştıkça hızlanıyorsunuz tabi. Bu konuda G11 ve G12 çok daha iyi.

Gövde çok sağlam. Elinize aldığınızda farkediyorsunuz. Göründüğünden daha ağır. E-P2'yi de bir dükkanda karıştırdım, arada fark göremedim. USB-HDMI bağlantılarının kapağı biraz dandik gibi ama şu ana kadar hiç kullanmadığım için dert etmedim.

Ekran 2.7" LCD, çözünürlüğü 230,000K. Çok şikayet etmedim. Tabi 3.0" ve 460,000K olsa daha iyiydi ama E-PL1 çıktığında "ucuz Pen" diye çıktı, dolayısıyla bir anda herşeyi alamıyorsunuz :)

Kit lens ile beraber mont cebine sığıyor ama G11/G12 bu konuda daha rahat, yani bu makine cep makinesi değil, kompakt olarak düşünmeyin.

Gövde tasarımında en sevmediğim şey üçayak bağlantı noktasının lens aksiyle çakışmaması. Bu durum panorama çekimlerinde sorun yaratır.


Menüler

E-PL1 beklenmeyecek kadar kompleks bir gövde (Bu cümleye dikkat edin). E-620, ve hatta E-30'la birçok ortak özelliği var. Neredeyse 5DMarkII'den daha fazla özelleştirilebilir. Örneğin pozlama haricinde, beyaz ayarı, flaş ve ISO basamaklaması (bracketing) yapabiliyorsunuz! Veya varsayılan JPEG boyutlarının boyutlarını ve sıkıştırma oranlarını ayrı ayrı ayarlayabiliyorsunuz. Aşağıda daha detaylı açıkladım.

Ayrıca bu ufak aletin 3 flaşa kadar kablosuz yönetme becerisi var! Söylenilene göre E-3 (hatta E-5) ile aynı fonksiyonlara sahip, E-3 veya E-5 kullanmadığım için yorum yapamıyorum. Bazı markalarda da bu özellik var ama E-PL1'de flaşları çok detaylı bir şekilde yönetebiliyorsunuz. Yalnız "Patla" komutu veren gövdeler biliyorum (onu da diyemeyen bir 5DMarkII kullanıyorum yazık ki...).

Menü ilk açılışta 4 ana menüye ayrılmış görünüyor, 5. menüyü ayrıca siz açıyorsunuz (aşağıda İngiliz anahtarının üzerindeki iki çark ile gösterilen menü).

Şimdi menülere bakalım:


Card Setup: "All Erase" ile karttakileri siliyorsunuz, "Format" ile kartı formatlıyorsunuz. Ben her seferinde formatlamayı öneririm.
Custom Reset: PASM modlarında yaptığınız değişiklikler makine kapatılınca kaydedilir. Bu seçenekte istediğiniz iki ayar tipini kaydedebilir veya fabrika ayarlarına dönebilirsiniz.
Picture mode: Makinenin renkleri nasıl algılaması gerektiğini, keskinlik-doygunluk-karşıtlık-gradasyon ayarlarını buradan ayarlıyorsunuz. "Gradasyon" Canon'da "Auto Lighting Optimizer" Nikon'da "D-Lighting" teknolojilerinin karşılığı. Burada Auto, Normal, High Key ve Low Key seçenekleri var. Auto'nun adı üzerinde, Normal çok birşey yapmıyor gibime geldi. High Key parlak kısımlardaki detayları, Low Key gölgelerdeki detayları kurtarmak için. Olympuslar'da bu High-Low key olayı uzun zamandır var.
Garip işaret: Hoparlöre benzeyen işaretten fotoğraf ve video kalitesini ayarlıyorsunuz. Aynı şeyi Start/OK ile açılan menüden de yapabildiğiniz için ben hiç kullanmadım.
Image aspect: Buradan fotoğrafın oranını ayarlıyorsunuz. 4:3, 3:2, 16:9 ve 6:6 (1:1) seçenekleri var. Bu seçenek yalnız JPEGleri etkiliyor, RAW her zaman 4032x3024 oluyor.



En üstteki seçenekten çekim hızı ve geciktirme süresini ayarlıyorsunuz. Aynı seçenek hızlı ayar menüsünde de var.
Image Stabilizer (IS): Titreşim azaltıcı sistem ayarları. E-PL1'de (diğer Olympuslar'da olduğu gibi) gövdede bu sistem var. Burada IS'i kapatabilir, çift yönlü, yalnız yatayda veya yalnız düşeyde çalışmak üzere ayarlayabilirsiniz.
Bracketing: "Basamaklama" diyebileceğimiz bu ayarda makine 4 farklı kategoride basamaklama yapabiliyor:
    - Pozlama telafili: +1 -1 aralığında 0.3 EV hassaslığında 3 poz. Ya seri çekmeli veya ardarda 3 kez çekim yapmalısınız.
    - Flaş pozlaması telafili: +1 -1 aralığında 0.3 EV hassaslığında 3 poz. Ya seri çekmeli veya ardarda 3 kez çekim yapmalısınız.
    - ISO basamaklama: +1 -1 aralığında 0.3 EV hassaslığında 3 poz. Tek çekimde 3 basamağı da çekiyor, 3 defa çekmeye gerek yok.
    - Beyaz ayarı basamaklama: Sarı-mavi (amber-blue) arasında 2-4-6 basamaklı 3 poz ve yeşil-macenta (green-magenta) arasında 2-4-6 basamaklı 3 poz. Tek çekimde 3 basamağı da çekiyor, 3 defa çekmeye gerek yok. Burada sarı-mavi ve yeşil-macenta'yı aynı anda basamaklamak isterseniz alet kombinasyon yapıp 9 poz çekiyor. İlginç...
Multiple Exposure: Birden fazla fotoğrafı aynı karede birleştirmeye yarıyor.
Flaş pozlama telafisi: Flaşın gücünü ayarlıyor. 0.3EVlik basamaklarla -3 +3 EV arasında ayarlayabiliyorsunuz.
RC Mode (Flash Remote Control Mode): Bu modda uzaktan yönetilebilen 3 adet flaşı E-PL1'in flaşıyla yönetebiliyorsunuz. Bu modda gövdedeki flaş pozlamayı etkilemiyor, yalnız flaşları yönetebiliyor.






Fotoğraf izleme menüsü. Bu menüde:
En üstteki seçenek: Fotoğrafları sırayla izleyebiliyorsunuz. Bu seçenekte 1- fotoğraf geçişlerinde hangi müziğin çalacağını (3 adet var); 2- geçişlerde kullanılacak dosya türünü (fotoğraf, video, hepsi); 3- kaydırma süresi (2-10 sn arası) ve 4- videoların tamamının mı yoksa ilk 3 saniyesini mi tamamını mı göstermek istediğinizi seçiyorsunuz.
Edit: Fotoğrafları düzenlemeye yarıyor. Bu menüde iki veya üç fotoğrafı üst üste bindirebilir veya fotoğraf düzenlemeye geçebilirsiniz. RAWları makinedeki ayarlarla JPEG'e dönüştürebilir, fotoğraflara sesli not ekleyebilirsiniz. JPEG düzenleme ayarları da çok çeşitli: 1- Gölge ayarlama (Nikon'da D-Lighting veya Canon'da Auto Ligthing Optimizer gibi); 2- Kırmızı göz düzeltme; 3- Kesme; 4- Boyut oranları ayarı (3:2, 16:9 ve 6:6); 5- Siyah beyaz; 6- Sepia; 7- Doygunluk; 8- Boyut ayarı (1280x960, 640x480, 320x240) ve 9- e-Portre (fotoğraftaki yüzleri tanıyıp yumuşak tonlar uyguluyor).
Baskı sırası ayarı: Anlatmaya gerek var mı?
Reset Protect: Silinmemesi için kilitlenmiş tüm fotoğrafları açar.



Özel ayarlar menüsünden önce genel ayarlar menüsüne bakalım. Burada saat ve tarihi değiştirebiliyor, dili seçebiliyor (Türkçe var), LCD'nin parlaklığı ve renk sıcaklığını ayarlayabiliyor, çekilen fotoğrafın ekranda ne kadar kalacağını ayarlayıp, makinenin ve lensin yazılımını görebiliyorsunuz. Alttan ikinci seçenek "özel ayarlar menüsü"nü açıyor (makineyi ilk elinize aldığınızda bu menü kapalı).




Bu menüde makineyi istediğiniz gibi yapılandırmak için envai çeşit ayar var. Bu kadar bir makinede bu kadar çok ayarın olması garip, ama çok iyi. Her ayardan bahsetmeye niyetim yok, bence işe yarayacak ayarları anlatacağım. Menü A'dan J'ye kadar alt menülere ayrılmış ve her menünün hangi ayarlara ayrıldığını açık açık yazmışlar:

A (Otomatik/manuel netleme ayarları)
AF Mode: Burada video ve fotoğraf için AF modlarını seçiyorsunuz. Seçenekler tekli, sürekli, manuel, tekli + manuel (ilık neteme otomatik, sonra manuel netleme), sürekli + TR (netleme sürekli yapılıyor ve makine ilk netlenen cismi takip etmeye çalışıyor). Tüm seçenekler fotoğrafta çalışyor ama video modunda sürekli netleme iyi çalışmıyor. E-PL1 sahnede değişiklik farkedince sürekli otomatik netleme yapıyor, fakat bunu her zaman yapamıyor. 14-42mm'den beklemiyordum ama 9-18mm MSC olduğu için sürekli netleme yapmasını beklerdim. 9-18mm ile odağı 9 ve 18mm arasında değiştirince otomatik netleme devreye giriyor. Video sırasında deklanşöre yarım bastığınızda da netleme çalışıyor ve fotoğraf modundaki kadar hızlı.
Reset lens: Bu seçenek açıksa makine her kapandığında lens sonsuza netlenmiş bırakılıyor.
Focus ring: Elle netleme halkasını yönünü değiştirebiliyorsunuz. Olympuslar'da yıllardır manuel netleme "Focus-by-wire" dene sistemle yapılıyor. Bu sistem elektronik olduğu için halkayı çevirme yönünü belirleyebiliyorsunuz.
MF assist: Manuel netleme sırasında size yardımcı olmak için LCD'deki görüntü büyüyebiliyor. Aslında LCD'nin çözünürlüğü 460.000K gibi yüksek olsaydı daha iyi olurdu ama hiç yoktan iyi.

B (Düğme ayarları)
E-PL1'de video ve Fn tuşlarına çeşitli görevler atayabiliyorsunuz.

AEL/AFL: Tekli, sürekli ve manuel netleme modlarında AEL/AFL tuşu ve deklanşörün ne işe yarayacağını belirliyorsunuz. Örneğin Fn tuşuna AEL/AFL fonksiyonu atadıysanız Fn'e basınca AF'nin başlamasını, deklanşör ile pozlamanın yapılmasını sağlayabilirsiniz. Veya Fn'e basınca yalnız pozlama yapılır, deklanşör ile netleme ve çekim yapabilirsiniz. Bunun gibi birçok kombinasyon var.

E-PL1'in kılavuzundan alıntıdır

AEL/AFL Memo: Bildiğimiz "Pozlama ve netleme kilitleme"nin Olympus'çası.
Fn Function: Fn tuşuna atamak istediğiniz fonksiyonu seçiyorsunuz. Bunlar: 1- Yüz tanıma, 2- Alan derinliği önizleme (lensi ayarladığınız diyaframa kapatır), 3- Tek-dokunmayla beyaz ayarı, 4- AF Home (önceden belirlediğiniz AF noktasını seçer), 5- Otomatik netlemeye geçiş, 6- RAW çekme, 7- Test fotoğrafı (karta kaydetmeden), 8- My mode (istediğiniz ayaları önceden kaydedip istediğiniz anda bu ayarları çağırabiliyorsunuz), 9- Su geçirmez kap modu (breh!), 10- AEL/AFL, 11- Video çekimi durdur/başlat, 12- LCD'yi kapat/aç, 13- Geçersiz (düğmeye hiçbir fonksiyon atamıyabiliyorsunuz, çok akıllıca...)
Movie Button: Video düğmesine de Fn tuşunda listelediğim fonksiyonları atayabiliyorsunuz.

Ben video tuşunu video için biraktım, Fn tuşuna "tek tuşla beyaz ayarı"nı atadım. Olympus'un JPEGleri o kadar başarılı ki, düzgün beyaz ayarı yaparak çoğu kullanılabiliyor.

My Mode Setup: Makine ayarlarını istediğiniz şekilde iki yere kaydedebiliyorsunuz. Örneğin "Landscape" fotoğraf modu + 16:9 oran + -0,3EV pozlama + -1 +1 arası pozlama basamaklaması ayarlarını kaydedip, manzara çekecekseniz anında bu ayarları geri çağırabilirsiniz. Hangi ayarların saklanabileceği kullanma kılavuzunun 104. sayfasında verilmiş.

C (Deklanşör önceliği)
Burada tekli ve sürekli otomatik netleme modlarında deklanşörün önceliğini seçiyorsunuz. "ON" seçerseniz makine netleme yapamasa bile çekim yapabilirsiniz.

D (Ekran, sesler, bağlantı ayarları)
Live View Boost: "ON" konumunda LCD'nin parlaklığı arttırılıyor, böylece aşırı parlak ışıkta LCD'nin görülebilirliği artıyor ama pozlama/ışık değişikliklerini doğru bir şekilde göremezsiniz.
Info setting: "Info" düğmesinin ekranda hangi bilgileri göstereceğini ayarlıyorsunuz. Ekranda canlı histogram ve parlaklık/gölge (highlight/shadow) uyarısı (canlı olarak, yani siz fotoğraf veya video çekerken!) görmek çok iyi oluyor, her makinede bunların olması gerekli. Aynı şeyleri çektiğiniz fotoğraflara bakarken de görebiliyorsunuz. LCD'de değişik şekillerde ızgaralar gösterebiliyorsunuz. Daha birçok ayar var, hepsine girmedim.
Control setting: Daha çok "OK/Start" tuşunun ne işe yaradığını ayarlıyorsunuz. Olympus'un icadı olan "ekranda tüm ayarların bir arada olup oklarla üzerlerine gidip ayar yapabilme"yi sağlayan SCP (Super Control Panel)'i de buradan aktifleştirebiliyorsunuz. SCP ana ayarları bir ekranda görebilmek adına çok yararlı, ama bir tekerlek olsaydı da ayarın üzerindeyken değişikliği anında yapsaydık daha iyi olurdu. Bu şekilde ayarı yapınca SCP kayboluyor, OK tuşuna basıp gene çağırmanız gerekiyor. Not: Eğer hem "Live Control" hem "SCP" açıksa, OK'e basıp "Live Control" menüsünü çağırıyorsunuz, sonra INFO'ya basıp SCP'yi çağırabiliyorsunuz.
Histogram setting: Parlak/gölge uyarısı için bu değerlerin aralığını seçiyorsunuz. Saçma bir cümle olduğu için hemen açıklıyorum: +255 ve 0 arasında parlaklık düşünün. Örneğin histogramda uyarıyı parlaklık değeri 255'teyken değil de 250 değerindeyken almak isteyebilirsiniz, aynı şekilde gölgelerin 0 değerinde değil de 5 değerinde uyarı vermesini de isterseniz bu ayar önemli.
Beep sound: Bir makineyi elima aldığımda ilk aradığım ayar bu: Netleme olduğunda makineden çıkan gerizekalı "bip" sesini kapatma ayarı.

E (Pozlama, ölçüm modları, ISO)
EV step: Pozlama basamaklarını 0,3EV, 0,5EV veya 1EV olarak değiştirebilirsiniz.
Metering (ölçüm): E-PL1'de 5 çeşit ölçüm metodu var: 1- ESP (sahnenin 324 noktasından ölçüm alır), 2- Merkez ağırlıklı (Okumayı gene heryerden yapar ama sahnenin ortasındaki yaklaşık %60'lık bölüme daha çok önem verir), 3- Spot (sahnenin yalnız tam ortasındaki %2'lik bir bölgeden okuma yapar), 4- Spot Hi (Spot gibi, ama sahnenin pozlamasını arttırır, böylece parlak bölgeler gerçekten parlak çıkar- örneğin karlı bir ev), 5- Spot Sh (Spot gibi, ama sahnenin pozlamasını azaltır, böylece gölgeler gerçekten karanlık çıkar- örneğin kara bir kedi)

Kareler 18x18=324 adet


ISO-Auto Set: Otomatik ISO modunda makinenin çıkacağı maksimum ISO'yu ve varsayılan ISO değerini belirleyebilirsiniz.
Bulb timer: Bulb modundaki maksimum süreyi ayarlıyorsunuz. 1-30 dakika arası seçebiliyorsunuz.
Anti-shock: Deklanşöre basmanızla çekim arasındaki süreyi ayarlıyorsunuz. Aslında "mirror-up" modu gibi, ama bu gövdelerde ayna olmadığı için böyle bir isim bulmuşlar. El kadar alette bile bu mod var, D700'de yok ya ben ona yanıyorum...

F (Özel flaş ayarları)
Bu menüde flaş senkronizasyon hızlarını ve flaşın pozlamayı etkileyip etkilemeyeceğini belirliyorsunuz.

G (Fotoğraf kalitesi, renk, beyaz ayarı)
Noise reduction: Uzun pozlamada oluşan greni azaltma ayarları bu menüde. Burada "karanlık kare çıkarımı" (dark frame subtraction - Türkçe'sini uydurdum) metodu uygulanıyor. Bu metotta bir karanlık bir de normal poz çekiliyor. Karanlık pozlamada ortaya çıkan hatalı piksel veya gren, normal pozlamadan çıkarılıyor. Burada iki poz çekildiği için çekim süresi iki katına çıkıyor: Örneğin 15 saniyelik çekim 30 saniyeye çıkıyor.
Noise filter: Kapalı, düşük, standart ve yüksek olmak üzere 4 kademeli gren azaltma filtresi uygulayabiliyorsunuz.

White balance: Burada detaylı beyaz ayarı yapabiliyorsunuz. Burada her DSLR'da bulunan standart ayarşar haricinde 2 adet ek floresan ışık ayarı, 2000-14000K arası seçilebilen özel renk sıcaklığı ayarı ve tek dokunuşla beyaz ayarı yapmayı sağlayan seçenek bulunuyor. Ayrıca her beyaz ayarı seçeneğinde amber ve yeşil ile ince ayar da yapılabiliyor (Aynen D700'e olduğu gibi). JPEG çekenler için önemli, ama zorlu koşullarda tek RAW çekip sonradan PC'de ayar yapmak da hemen hemen aynı zamana mal oluyor.
Burada bir konudan bahsetmek gerek. 


Shading compensation: Köşe kararması giderme ayarı (diğer markalarda "vignetting control" diye de geçer).
Quality set: Normalde 4 farklı tip JPEG modunu hızlı erişim menüsünden seçebiliyorsunuz. Bu 4 tip JPEG'in boyutlarını ve sıkıştırma oranlarını seçebiliyorsunuz.

E-PL1'in kılavuzundan alıntıdır
Pixel count: JPEG detay ayarları yukarıdakiyle kalmıyor, ek olarak Orta ve Küçük fotoğrafların piksel sayılarını da belirleyebiliyorsunuz. Örneğin Orta JPEGleri

E-PL1'in kılavuzundan alıntıdır

H (Kayıt/Silme)
Quick erase: Çöp sepeti tuşuna bastığınızda fotoğrafı direkt silmeyi seçebilirsiniz (evet/hayır sorusunu görmeden).
RAW+JPEG erase: RAW+JPEG çekilen fotoğraflarda silme tuşuna basınca JPEG, RAW veya RAW+JPEG'i beraber silme seçenekleri burada. 5DMarkII'de çok arıyorum bu seçeneği.
File name: Dosya isimlerinin ilk 4 karakterini değiştirebiliyorsunuz. Örneğin "EPL1xxxx.jpeg" şeklinde dosyalar yaratabilirsiniz.
Priority set: B.kunu çıkarmak bu oluyor işte: "Sil" tuluna basınca varsayılan olarak "Evet" mi "Hayır" mı seçili olacağını belirliyorsunuz. Ya Olympus'lu mühendis arkadaşlar, gidin lens yapın, flaş yapın, böyle seçeneklere zaman harcamayın...
DPI setting: Fotoğrafların DPI değerlerini ayarlayabiliyorsunuz. Ben her zaman 240'ta bırakıyorum. Unutmayın bu ayar yalnız baskı alanlar için önemli, fotoğraflarınızın kalitesini etkilemez.

I (Video)
Movie mode: Video çekimi sırasında geçerli modu seçiyorsunuz. E-PL1 P, A, M ve Art modlarında çekim yapabiliyor. Hızlı menüden de bunu seçebildiğiniz için çok kullanmıyorum.
Movie+Still: Burada video sonunda makinenin otomatik olarak fotoğraf çekmesini sağlayabiliyorsunuz. Neden? Ben bilmem, Olympus mühendislerine sorun...
Movie sound: Videodaki sesi kapatabiliyorsunuz.

J (Fotoğraf araçları)
Pixel mapping: Algılayıcıda oluşabilecek hatalı pikselleri belirleyip yokeder.
Exposure shift: Her ölçüm metodunda -1 ve +1 EV arası pozlama telafisi yapabiliyorsunuz (1/6EV basamaklarla). Bu normal pozlama telafisinden farklı olarak, her durumda çalışır. Yani örneğin merkez odaklı ölçüm metodunda +1/3EV değerini girerseniz, her çektiğiniz fotoğraf +1/3EV fazla pozlanmış çıkacaktır. Bu ayar LCD'ye yansımıyor ve makineyi fabrika ayarlarına döndürünce ilk haline dönmüyor. Yani neymiş? Bilmeden herşeye dokunmamak lazımmış :)


Bitti :) Artık "E-PL1 beklenmeyecek kadar kompleks bir gövde." ile ne dediğimi anladınız herhalde. Ufacık fıçıcık içi dolu turşucuk...

Lensler


m4/3 sistemin en büyük avantalarından biri lenslerin boyutunu ufak tutabilmek. İşte sonuç:

Soldan sağa: Sony 16mm f2.8 kompakt lens, Olympus 14-42 m4/3, Canon 24-105 f4 L IS, Olympus 9-18mm m4/3
Soldan sağa: Sony 85mm f2.8 SAM, Olympus 40-150mm 4/3, Olympus 9-18mm m4/3, Canon 24-105 f4 L IS

Soldan sağa: Sony 16mm f2.8 kompakt lens, Olympus 14-42 m4/3, Canon 50mm f1.8, Olympus 9-18mm m4/3
Soldan sağa: Sony 85mm f2.8 SAM, Olympus 40-150mm 4/3, Olympus 9-18mm m4/3, Canon 24-105 f4 L IS. Arka kapakları çıkardım





MMF-2 dönüştürücüden yukarıda bahsetmiştim. Kendileri aşağıda işbaşında:


Standart 4/3 Olympus 40-150mm lens + MMF-2 dönüştürücü. Bu ikili 200$'ın altına geldi.

Yukarıdaki Sony LA-EA1 Alpha-NEX dönüştürücü, aşağıda MMF-2. Dikkat ederseniz SONY dönüştürücüde üçayak için aparat var. Bence muhteşem bir düşünce çünkü NEX gövdeler ufak, takacağınız lensler her durumda dengesiz olacak. Olympus'tan da böyle birşey beklerdim. Ek olarak, dikkat ederseniz iki dönüştürücüde de optik eleman yok, ki bu bozulmayı minimuma indiriyor.
Yeri gelmişken NEX-3 ile E-PL1'i de yanyana görelim. Elimde Sony 18-55 yok, 16mm f2.8 ile idare edin:







Elimde 14-42mm (kit lens), 9-18mm, 40-150mm ve 50mm f1.4 OM lensler var. Unutmayın bunların 35mm'deki karşılıkları için odak mesafelerini 2 ile çarpacaksınız, yani örneğin 9-18mm 5DMarkII'de 18-36mm'lik bir lensin açısına denk geliyor. Aslında lens hala 9-18mm ama kesme faktörü buna yol açıyor. Bu lenslerle ilgili kısaca yorumlarımı yazayım:

Önce genelleme: Tüm Olympus lensler optik olarak çok başarılı. Panasonic'in lensleri netlemede daha hızlı ama daha büyük ve ağır.
40-150mm telefoto: Standart 4/3 lens, dolayısıyla E-PL1'de kullanmak için dönüştürücü ile beraber aldım. Optik olarak beğendim, ışık iyi olduğunda keskinlik ve kontrast iyi. 5DMarkII'de 80-300mm'ye denk geliyor. Düşük ışıkta otomatik netleme yaparken biraz zorlanıyor. Mekanik olarak orta seviyede, netleme sırasında biraz ses çıkıyor. Yalnız bayoneti metal, geri kalanı plastik. Yerden yere atmadığınız sürece uzun süre idare edecektir.
14-42mm kit lens: Kapandığında katlanabilen, ufacık bir zoom lens. Tam kare makinelerdeki 28-84mm'ye denk geliyor. Netleme hızı idare eder, biraz da ses yapıyor. Genelde keskin, köşelerde de sorun yok (Olympus lenslerin genel özelliği). Bir derdi var: İçte hareket eden tüp biraz oynak, dolayısıyla düşük enstantanelerde titreme yapıp fotoğrafı bulanıklaştırabiliyor. Ben bunu gece çekim yaparken farkettim, gündüz çok sorun olmuyor. Yeni versiyonda bunu düzelttiklerini söylüyorlar.
9-18mm: Ufacık süper geniş açı lensi. Şu anda en çok kullandığım lens bu. 18-36mm açı çok faydalı, netleme hızlı ve sessiz. Geniş açı için yeterince keskin. Keşke f2.8 veya en azından sabit f4 olsaydı. Panasonic 7-14 f4 almayı planlıyordum ama ben alırken hem pahalıydı hem cebe girmeyecek kadar büyük (normal DSLR lenslerinden çok çok daha küçük olmasına rağmen). E-PL1 + 9-18mm mont cebinde taşınabiliyor.
50mm f1.4 OM: Bunu arkadaşımda buldum, uzun süredir bende. OM bayonet olduğu için 2 adet dönüştürücü (OM-4/3 ve 4/3-m4/3) kullanıyorum :). Elle netleme yapmak kolay olmuyor, yapabildiğimde iyi sonuç alıyorum. 100mm'te f1.4 ışık alan lens kullanmak hoş birşey (5DMarkII'de alan derinliği olarak 100mm f2.8 lense eşit). Lens tamamen metal, netleme halkasının hassasiyeti çok iyi.

Bu lenslerin netleme hızları Canon'un USM lenslerinin çok gerisinde. Panasonic'in lenslerinin daha hızlı olduğu söyleniyor, ama hala m4/3 sistemler hızlı netleme gereken durumlar için uygun değil. Aşağıdaki performansı m4/3 sistemlerde aramayın:

Canon 5DMarkII + 100mm f2.8 L IS. Netlemeyi elle yakına ve uzağa doğru bozup AF yaptırdım. Eski 100mm makro da çok hızlı.


Fotoğraf Kalitesi

Bu önemsiz bölümü :) sonraki yazıda bulabilirsiniz.

2 Mar 2011

Bikmadan usanmadan

...
Bu linkte Lozan Anlasmasi var, merak eden girip okusun.

Yeni Akit okumus bile demek ki, ilk sayfasinda N. Erbakan'in vefati ile ilgili yazisinda hemen Lozan ile baslamis:


Erbakan'a Allah rahmet eylesin. Sevmezdim ama ulkeye mutlaka katkisi olmustur, ayrica profesor adamdı. Bir liderlik vasfi vardi, agirligi vardi. Ornegin Demirel'i de sevmem ama saygi duyarim.

Simdi Erbakan'i anlatmak istediginiz bir yazida daha ilk uc paragrafta Lozan'in isi ne? Erbakan ile Lozan'i imzalayanlar arasinda zitlik olusturmak istemek, Ataturk ve arkadaslarini kotuleyerek Erbakan'i yuceltmek ne garip (bunun yerine hakaret dolu bir laf da aklima geldi ama sizin hayalgucunuze birakiyorum) bir anlayistir? Yukaridaki yazida ilk uc paragrafi cikarsan zaten adamin misyonunu anlatmis oluyorsun.

Bu tip gazetelerin ne kadar gercek gundemden habersiz olduklarina kanit: Diger gazetelerde en altta da olsa verilen "Gelir ucurumu buyudu" haberi Akit'te yok. Bu haberi bilerek bas sayfaya koymazsan ben senin iyi niyetinden suphe ederim.

Asagidaki haber Sabah'tan, hem de altalta duran iki haber:


Yuzbinler mi milyonlar mi? Aslinda milyonun icinde yuzbinler de var :)

Bu arada gazetelerde onemsiz haberler de cikti:


"Dis acik Ocak'ta %89 artti" haberi o kadar onemsizmis ki, ufacik verilmis ve detay 11. sayfaya atilmis. Yukaridaki haberler muhalif gazetelerden degil, yanlis anlasilmasin.


Bunu bilmeyen varsa ozetliyim: Calistiginiz firma maasinizi bir bankaya yatiriyor. Diger bir banka "bana gel, ben sana soyle bir guzellik yaparim" diyor. Iste bankalar bu tip "guzellikler"in kendilerine zarar verdigini dusunup "kimse yapmasin" karari almislar. yani resmen monopol/oligopol olusturuyorlar, ve utanmadan "aslinda sizin iyiliginizi dusunuyoruz" diyorlar. Pes yani. Insanlar issizlikten kirilirken bankalarin rekor karlar elde etmesi Ingiltere'de bile inanilmaz tepki cekmeye basladi (Ingiltere'de genclerin %20'sinden fazlasini issiz oldugu soyleniyor).

Turkiye'nin en buyuk sorunlari bazi gazetelerde ufak haber olarak veriliyor, bazilari hic vermiyor, boyle olunca mansetten verenler marjinal kaliyor.

Ama ekonomi iyiye gidiyor, Turk milleti gelisiyor, zenginlesiyor. Hic ekonomik sorunumuz yok, en buyuk dertlerimiz asker/danistay/basortusu/muhalif gazeteciler... mi?

28 Subatcilar'i "darbeci, yuuh" diye kotuleyerek oy pesinde kosan RTE bu kadar yildir neden bir tanesi hakkinda dava acmadi merak ediyorum. Darbeler bir ulkeyi savastan daha kotu etkiler, ama RTE ve arkadaslari oyle dusunmuyor demek ki. Ortada yapilmis bir eylem varken (28 Subat), "yapabilirlerdi" diye yuzlerce insani (Balyoz) icerde tutmak nasil bir mantiktir ki?

Of icim daraldi gene...

26 Şub 2011

Tamron 70-300'u neden sattim?

...
Iste bu yuzden:


Pentax K10D + Tamron 70-300. Bu lensle gunes altinda hic beyaz fotograf cekemedim, tamami mor cikti (yukaridaki %100 kesme).

Ek: Simdi dusunuyorum da, duzgun odak yapilmadigi zaman bu CA sorunlari artiyor. Belki objektifte odak sorunu vardi, o yuzden CA sorunlari ciddi coktu. Ama fotografa bakinca ciddi bir odak sorunu da gorunmuyor (gene de biraz var gibi). K10D ve Tamron elimde olmadigi icin tekrar deneyemiyorum. Sebep her ne ise, ucuz 70-300mmler yerine firmalarin kendi 50-200mm ya da 55-200mmlerini almanizi tavsiye ederim.

Bu arada yeni Tamron 70-300mm VC ciddi olarak iyi, bu objektifi her sekilde tavsiye edebilirim.

16 Şub 2011

Ankara'nın en güzel tarafı

Emre Aköz isimli amca bir aralar "Geçen gün panju'da şarap içiyoruz yine, biz hep panju'da şarap içeriz, bir anda aklıma karideslerin neden bu kadar pembe olduğu takıldı" gibi "ben halktan ayrıyım, üstünüm, elitim" gibi şeyler yazardı, şu anda RTE'den çok RTE'ci oldu. Hatta muhaliflere gözü kapalı saldırıyor. "Gözü kapalı" diyorum çünkü yazdıklarının bir dayanağı veya kaynağı yok. Aslında yazdığı tarz ve yağladığı taraf itibariyle ispat etmeye gerek bile duymuyor çünkü genelde "bu böyledir" demek halkın kafasına bir fikir empoze etmek için yeterli.


Bugünkü yazısında ordunun bazı gazete ve gazeteleri kullandığını yazmış (isim de vererek), bu gazetelerde AKP'yi karalayacak uydurma haberlerin yayınlandığını söylemiş:


"Hürriyet, Milliyet, Vatan, Akşam, Sözcü ve benzeri gazetelerde, yukarıda andığım kesimler hakkında, binlerce yalan ve çarpıtma haber/yorum yayınlandı.
StarTV'de, CNN-Türk'te, NTV'de yapılanları anlatmaya yerim yetmez. Kitap yazmak gerek. 



Geçen gün polisçe aranan ve Hürriyet yazarı Soner Yalçın başta olmak üzere, yöneticileri gözaltına alınan Odatv, bu kampanyanın bir parçası olarak öne çıktı. 
"Ergenekon dostu" bir yayın çizgisi izleyen sitenin temel işlevi, vesayet rejimine karşı çıkanları karalamaktı.
Soner Yalçın ve çevresinde toplananlar, bizzat tanıdıkları insanlar hakkında bile akla hayale gelmedik iftiralar attılar.
Bugün Odatv'nin yayınlarını savunanlar "basın özgürlüğünden" söz ediyor.
Birileri hakkında sistemli biçimde yalan yayın yapmak, basın özgürlüğü mü?
Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan için geçerli olan, Soner Yalçın ve şürekâsı için de geçerli:
"Muhalefet" ettikleri için değil, gıllıgışlı taraklarda Ergenekon bezleri dokudukları iddiasıyla içeri alındılar.
"


Bravo, aferin, ama bu yalanlar neler? Bu yalanların doğrusu nedir? "akla hayale gelmeyen yalanlar yazdılar" diyorsun da bunun dayanağı nedir? Yoksa amaç (Nazlı Ilıcak'ın sürekli yaptığı gibi) gözaltına almaları meşrulaştırmaya çalışmak mı? Nazlı Hanım bugün de resmen "Balyoz Belgeleri doğru" demiş, yani bırakın mahkemeyi daha adam gibi iddianame bile hazırlanmamışken hanımefendi kararı vermiş :)


Bu davalar sonuçlansa da ne olduğunu anlasak, herkes suçlanıyor ama ortada sonuç yok.


Son günlerde çok politik takılıyorum, başıma birşey gelmese bari :)


Yahya Kemal'in "Ankara'nın en güzel tarafı İstanbul'a dönmek" anlamında bir lafı var. Ben de yavaştan Türkiye hakkında böyle hissetmeye başladım galiba...

14 Şub 2011

Şok şok şok! Sıcak gelişme! Olay olay! Son dakika!

"Son dakika" haberleri en çok ilgi gören haberler. Neden? Çünkü bir zamanlar yalnız yeni haber alınmış "çok önemli" ve "beklenmeyen" haberler televizyonlarda "Son dakika" haberi olarak verilirdi. Örneğin Şili'deki 10 büyüklüğünde deprem, Özal'a suikast girişimi, Ghandi'nn vuruluşu "Son Dakika!" kategorisine girer. Dolayısıyla artık "Son dakika" veya "Sıcak gelişme" haberleri insanların ilgisini çekiyor.

Artık bu "sıcak gelişme" kavramı bazı konuları empoze etmek için tüm ülkelerde aktif olarak kullanılıyor. Adeta "Büyük Yalan" teorisinin yardımcısı olarak "Son dakika" taktiği kullanılmaya başlandı: Ne kadar bağırırsan yalanın o kadar gizli kalır.

Ayrıca, "son dakika" gelişmeleri normal haberlerden daha çok akılda kalır. 5 internet gazetesinde ve 10 televizyon kanalında "son dakika" olarak gördüğünüz haber size "önemli" gelir.

Dikkat ediyorum (aslında dikkat etmiyorum, gözümüzün içine sokuyorlar), son zamanlarda meşhur dava ile ilgili haberler malum medyada sürekli "son dakika", "olay" diye verilmeye başlandı. Yahu bu ülkede zaten hemen her haber "şok". Tahminimce seçim yaklaştıkça bu "son dakika", "şok gelişme" haberleri malum medyada artacak (bu yorumu OdaTV'de de okudum ama ben önce düşünmüştüm, yalnız yazmaya zaman bulamadım onlar önce düşünmüş :) ).

Ana sayfadaki haber böyle:


Şimdi bu sayfada kimin hangi adliyede olduğu rahatlıkla yazılabilir, ama öyle olur mu hiç? Önce merak uyandırmak gerek, sonra sitenin tıklama sayısını arttırmak için detayları başka sayfada vermek gerek:


Sürpriz :) Dikkat ettiniz mi, "SICAK GELİŞME" yazısı haberin kendinden daha fazla yer kaplıyor :) (haberin devamı yok, sonradan daha detaylı bir haber koydular)

Adam suçlu veya değil, suçluysa da cezasını çeksin orası ayrı, hatta gerçekten darbe planlıyorlarsa en ağır cezayı çeksin. Mesele hükümet karşıtları ile ilgili haberlerin sürekli manşetlerde olması ve bir kısmının "şok şok şok" şeklinde halka servis edilmesi.

Ek: Anam anam, ben bunları yazarken polis OdaTV'yi basmış :) Şu anda web sitelerinde de sorun var, hem yavaş hem fotoğraflar gelmiyor. Ne demiştim daha önce? Muhaliflerin yüreğine korku salarak, "demokrat" baskı rejimi ile ülkeyi yönetmek böyle oluyormuş demek ki...

10 Şub 2011

Ay konfes

En modern Papa sonuncusu oldu galiba. Benedict 16 (pardon, artistlik olsun: Pope Benedict XVI) pederlerin blog sayfası oluşturmalarını destekliyormuş. Tabi iş blogla kalır mı:


Ayfon ile yapılmayan bir bu kalmıştı, artık günahlardan da arınabilecez. Hatta yerçekimi algılayıcısı sayesinde ayfonu her iki sallayışta bir sevap kazanabileceksiniz: Kısa bir süre için yalnız $0,99!
Yeni projeler de önereyim: ISin, IPray, IHolyWater, IWine, IHolyBread, IChurch (yalnız pazar öğleden önce aktif hale gelecek) vs..
Bizim AKP'nin de diyanetçilere bazı projeleri başlatması gerekli: IYasak, IGünah, IGemicik, ISilivri, IBOP (bak, bak, bak)

20 Oca 2011

Ben demistim (demeyi sevmem ama...)

Burada bahsetmistim, Basbakan'i elestirmek suc oldu. Iste, Sisli'den savcinin biri protestocularin kimliklerinin belirlenmesini istemis. Yahu bu ulkede herkes ayni seyi dusunmek zorunda mi? `Inanilmaz` diyecektim ama artik herseye inanabilirim.
Burayi da hatirlatayim...

16 Oca 2011

Bir ucube, bir garip... Galatasaray'ı kapatalım!!!

Başbakan aylardır bu stadı yapmak için uyumuyor. Oğlunun gemiciklerinden kazandığı paralar dahil cebinden milyonlar koyup bu stada çalıştı. Sen gidip ıslıklıyorsun, protesto ediyorsun! Bir ucube, bir garip taraftar gelmiş protesto ediyor!
Neyse ki AKP'nin bütün yandaş/candaş hizmetçileri (hizmet aşıkları) bu taraftara hakettikleri cevapları verdi, veriyorlar:


 İdraktan mahrum sefillere yazıklar olsun!
 ...sefillik ve acizlik bu olsa gerek!!
- Bir de güdümlü ıslıkçılara bakarak "oluyor galiba" diye sevindirik olanlar yok mu? Onlar da 12 haziran'a kadar sabretsinler bakalım.
Ha Galatasaray'in stadi kullanmasi icin de daha resmi anlasmalar yapilmadi. Onu da belirteyim... (Yani "görürsünüz siz")
Bole bi serefsizlik yok.. Nankorsunuz.. Kimin sayesinde o statda mac izliosunuz. Kim yapti lan o stadi size. Gerizekali kus beyinliler..
Siyasi görüşleri için fırsat bekleyen bu aciz kişilerin Türk misafir perverliğini ve ahte vefalarını tekrar gözden geçirmelerini şiddetle tavsiye ediyorum.


Gördüğünüz gibi, Türkiye'de (aynı İran, eski Irak, Rusya, Kuzey Kore, Çin ve bilimum benzer ülkelerde olduğu gibi) artık protesto etmek, hatta hükümete karşı yazmak bile yasak.


"Demokrasi" lafını ağzından düşürmeyen arkadaşlar yukarıdaki alıntıları söylerken aynı lafı ağızlarının bir köşesinde saklamışlar demek ki. "Demokrasi"nin olduğu yerde eleştiri de protesto da normal. Hakaret olursa iş biraz değişir ama ben Demirel ve Özal'ın döneminde dergilerde-gazetelerde yazılanları, televizyondaki parodilerdeki taklitleri ve eleştirileri hatırlıyorum. İkisi de neredeyse gülüp geçerdi; başbakanı eleştirdi diye dövülen-hapse atılan-dava açılan gazeteci ya yoktu ya çok azdı. Örneğin eğer o zamanki durum şimdiki gibi olsaydı, Levent Kırca hapisten çıkamazdı. Şu anda Olacak O Kadar tarzı bir eleştiri programı bile yok, olamıyor.


Neyse, ne diyorduk? Bu protestolar sebebiyle Galatasaray kapanmalı, yeni yapılan stat da sıfır faizli devlet bankası kredisiyle 1/4 fiyatına Çalık'a satılmalı. Hatta belki bir köşesinde Fehmi Koru, Emre Aköz, Nazlı Ilıcak ve benzerlerinin barınacağı yalıcıklar yaptırılmalı. Protestocular da Silivri'ye gönderilsin. Önce gönderelim, sonra hepsinin Ergenekon'la ilgili bir ilişkisini zaten buluruz.

8 Oca 2011

İletişim - İletişmeyim

TAŞINDIK: http://halkboyleistiyor.com

...
Asagidaki yazi, 8 Ocak 2011 tarihinde calistigim projenin calisanlarina gonderdigim yazinin hafif degistirilmis halidir. Kullanmak istiyorsaniz lutfen bana haber verin.


İLETİŞİM?

Evrim merdiveninin en üst basamağını işgal eden, en evrimli hayvan olarak tanıdığımız insan jest ve mimikleri en iyi kullanan, gelişmiş refleks ve içgüdülerinin yanında dili de içine alan çok karmaşık öğrenilmiş davranışlarla iletişim yapan yegane varlıktır. Şimdi bu cümleyi okuyunca “vay, ben neymişim” diye düşünebilirsiniz, peki gerçekten “iletişim” kuruyor muyuz?

İnsan iletişiminin temeli dil, özellikle de konuşmadır. “KONUŞMA”. Dünya üzerindeki tek konuşabilen canlı türü olan “bizler”, iş arkadaşlarımızla yeterince konuşmuyoruz. Peki ne yapıyoruz:

-          “E-mail attım ya, okumamış ben ne yapayım?”
-          “Panoda asılı, okusaymış”
-          “Ona mı söyleyeceğim?”
-          “Sahada gezerken ben gördüm, kendi de görseymiş. Büyük müdür değil mi?”
-          “Toplantıda anlatırım”
-          “Toplantıda ortaya söyledim, oradan anlasaymış”
-          “Toplantı notlarında var”
-          “Uçan kuş duydu, bir o duymamış”
-          “Her gazetede var, bir de ben söylemiyim dedim”
-          “Zaten biliyordur”
-          “Bilmemne söylemiştir, hergün beraberler”
-          “Bunun için para almıyorum” (bunu bir İngiliz’den duydum)
-          “Önce gidip işin fotoğrafını çekip birkaç kişiye göndereyim de…”

Size bazıları saçma gelse de ben yukarıdaki bahaneleri şahsen duydum.

Peki “iletişim” nedir? Kısaca “bir bilginin ve/veya fikrin paylaşılması” diyebiliriz. Aşağıda bunu açıklayan çok basit bir şema var.



Herhangi bir danışman size bu şemayı allayıp pullayıp sayfalarca açıklayabilir, ama kısaca şöyle:

Kaynak: Söyleyecek birşeyleri olan
Mesaj: “Sana bir çift lafım var” tümcesindeki “bir çift laf”
Kanal: Konuşma, e-mail, pano duyurusu, jestler, göz hareketleri, resim vs..
Alıcı: “Sana bir çift lafım var” tümcesindeki “Sen”
Geri bildirim: “Sana bir çift lafım var” tümcesindeki “bir çift laf”a verilen “tepki”.

BİRKAÇ ÖRNEK

       -  “Acil Durum Numaraları” duyurusu: Ana Ofis’in giriş holündeki duyuru panosundaki duyurulardan biri. Üzerinde acil durumlarda aranabilecek sorumluların isimleri, telefonları, hangi dilleri konuşabildikleri ve görevleri gibi önemli bilgiler var. Aslında duyurunun kendisi ve yeri çok doğru ve başarılı, ancak “Alıcı” konumundaki kişiler acil durum numaralarını genellikle “acil bir durum olana kadar” düşünmedikleri için, başarılı bir iletişim oluşmuyor. Belki belli aralıklarla e-mail olarak atmak da bir çözüm olabilir.

       - Haftalık Yemek Listesi: “Acil Durum Numaraları” ile aynı panoda olmasına rağmen insanları daha sıklıkla ilgilendiren bir konuyu içerdiği için “iletişim” açısından daha başarılı. Projede kimse Güvenlik Müdürü'nün numarasını bilmez, ama pekçok kişi öğlen köftenin yanında neden pilav verilmeyeceğini düşünür. Ayrıca (her zaman olumlu olmasa da) projenin en çok geri bildirim alan duyurulardan biri.

      Malzeme Satın Alma listesi hazırladınız, 1 haftadır ne gelen var ne giden. Satın alma müdürüne bir e-mail attınız, hala ses yok. Ne kadar ilgisiz adammış!
 Burada bir sorun var, ama:

a-      Sorunun ne olduğu öncelikli değil, önce ısmarladığınız malzemenin gelmesi gerekli.
b-      Sorun satın alma müdüründe (alıcı), mesajınızda (yanlış veya eksik malzeme tanımı), uyarı e-mailinizde (kanal), ve hatta sizde (kaynak) olabilir. Örneğin gidip konuştunuz mu? Alıcı günde çok fazla sayıda e-mail alıyordur ve sizinkini atlamış olabilir; okumuştur ama aklında 100 tane konu olduğu için unutmuş olabilir; e-mailinizde kullandığınız “ya kardeşim biraz çalışın da zamanında getirin şu malzemeleri” lafı parazit yaratmış olabilir, vs..

E-mail atıp konuştuğunuz halde iş olmuyorsa, durum farklı.

      - Köprü 3’ün 4. ayağının temel dizaynı değişti. Temel yarın dökülecek. Saha mühendislerinden birine e-mail ile bildirdiniz, ama mühendis akşam beton uzadığı için ofise gelmedi, ertesi gün direkt sahaya gitti ve temel o şekilde döküldü. Suç kimde? Suçluyu bulmak temeli kurtarmayacağı için once sorunu çözmek için gerekli şeyleri tartışmak, sonra aynı olayın tekrarlanmaması için gerekli önlemleri almak gerekli. Böyle saçma zamanlamayla gelen değişiklikleri telefonla bildirmek ayıp değil. Telefon görüşmesi çok hoş geçmeyebilir, ama iş olup bittikten sonra o konuşma çok daha nahoş bir mahiyette tezahür edecektir.

            - Türkçe bilen bir Kosovalı çalışana satın alma isteğinde bulunması için gerekli malzemeleri anlattınız, miktarları ve fiyatlarını söylediniz. Onay sırası size geldiğinde gördünüz ki maddelerin sizin söylediklerinizle ilgisi yok, miktar yanlış veya tanımı hatalı. “Hep böyle yapıyor, atacam bunu işten” demeden önce:

“Anlattığın karşıdakinin anladığı ile sınırlıdır”. Karşımızadakinin Türkçe bilmesi herşeyi anladığı anlamına gelmez. Bir önceki maddenin son tümcesini Kosova’da anlayabilecek adam yoktur (anlamayan Türk de vardır). Türkçe’yi hasbel-kader konuşan Kosovalı arkadaşlar var. Bir dili bilmek o dilin herşeyini bilmek demek değil. Buradaki hata “Alıcı”da değil, “Alıcı”ya ve “Mesaj”ın önemine uygun olmayan “Kanal” kullanmak. Halbuki listeyi yazılı verseydiniz sorun olmayacaktı.

      Tünelde kullanılan delgi ekipmanlarının soğutmasında kullanılan suyun toplandığı havuz su sızdırıyor. Elinizdeki fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekip akşam proje yönetimine (PY) bir e-mail atıp durumu bildirdiniz.

PY ile aranızdaki iletişim başarılı, ama gördüğünüz sorunu önce sorumlu ile (BLIO veya sorumlu mühendis) “konuşmak” ve fotoğrafları ona göstermek hemen her zaman proje için daha hayırlı olur. Eğer sorumlu kişi ilgilenmez veya sorunu çözemezse, proje yöneticilerine durumu bildirmek zaten sizin göreviniz olmuş olur. İlk durumda adınız “ispiyoncu” olacak ve artık tüm iletişimlerinizde karşınızdaki kişi ile aranızda başarıyla kurduğunuz duvarı aşmak zorunda kalacaksınız.

       Bir sorununuz var (işle ilgili veya kişisel). Müdürünüzle konuşmak istediniz ama o gün çok meşgul. E-mail atmaya karar verdiniz, güzel güzel uzun uzadıya yazıp gönderdiniz. 1 gün geçti, 3 gün geçti, tepki yok.

“Kimse beni saymıyor, adam cevap bile vermeye tenezzül etmedi” demeden önce şunu anlamak gerekli: Departman müdürleri çok meşgul insanlar. Proje müdürleri daha da meşgul. Gönderdiğiniz mesajları mutlaka ama mutlaka sözlü olarak takip edin. Ayrıca gönderdiğiniz e-mailin SPAM filtresinden geçtiğine emin misiniz?

      Sarı montların projede çalışmayan kişilere dağıtıldığını öğrendiniz, ve hatta gördünüz. Akşam kafede buluştuğunuz arkadaşlarınıza konudan bahsettiniz. “Abi düzen yok, kontrol yok, ne bekliyorsun ki” konuşmaları 3 ay devam etti.  Edindiğiniz bilgiyi faydalı şekilde kullanmadığınız için bu konuşmalara halk arasında verilen ad:  Dedikodu.

Aslında burada “iletişim”i oluşturan tüm öğeler var, ama “Alıcı”lar kısmında gerekli kişiler “biraz” eksik. Organizasyon şemasında depodan sorumlu kişiye bu durumu aktarmanız gerekir (bu durumda Satın Alma Müdürü en doğru kişidir).

      Sahada 10+300’den geçerken bir dozerin ilerlediğini gördünüz. Siz geri dönerken aynı dozeri 4+300’de hala ilerlerken gördünüz. Böyle bir aletin bu kadar uzun yürümesinin “pek hayırlı” olmayacağını düşündünüz ve ekipman müdürünü arayıp “abi bu alet bu kadar yürürse bize yedek parça mı dayanır?” dediniz (Bu diyalog pek olası değil, çünkü bu olay genelde akşamları maç arasında “koca alet bu kadar yürütülür mü abi, ne alt takım kalır ne palet” şeklinde konuşulur).

Yukarıdaki telefon konuşmasında önemli olan şeyler:
a-      Zamanında mı haber verdiniz? Hatta operatörü uyarıp dozeri durdurdunuz mu?
b-      Doğru kişiyi mi arıyorsunuz?
c-       Karşınızdaki kişinin tecrübesi sizin yaşınızdan fazla ise kullandığınız sözcükleri daha doğru seçmelisiniz (özellikle genç arkadaşlar için geçerli). Sizin yapmanız gereken yapılan işi yargılamak veya ders vermek değil, olayı anlatmak veya çözüm bulmak.


İLETİŞİMİN ENGELLERİ (veya karşınızdakiyle aranızda duvar örmenin garantili yolları)

Yargılamak, suçlamak, ahlak dersi vermek, nutuk çekmek, ad takmak, alay etmek, sorguya çekmek, konuyu saptırmak, oyalamak.

KISSADAN HİSSE

Konuyu uzatmamak için özetleyelim:

  • KONUŞUN! İnsanlar konuşa konuşa anlaşır!
  • Yazılı iletişim kullanırsanız, anlatmak istediğinizin karşıdan anlaşıldığına emin olun. Askerde “emir tekrarı” boşuna getirilmiş bir uygulama değil. Ayrıca karşınızdakinin mesajınızı görmeme ihtimali de var.
  • Bir sorunun sorumlusunu tartışmak tamamen zaman kaybı. Önce o sorunu çözüp aynı durumun tekrarlanmaması için gerekli önlemleri almak gerekli. Bir taşeron, parası ödenmediği için işi bırakmak zorunda kalırsa veya parası ödenmeyen beton katkısı satan firma katkı göndermeyip beton üretimi durursa, suçluyu bulmak için akşama kadar tartışırız ama hem sonuç alamayız hem işimiz gecikir. PO’yu zamanında yapmayan departman mı, Satın Alma Emri'ni firmaya geç gönderen satın alma mı, faturayı 4 (yazıyla dört) defa hatalı gönderen firma mı, onay bekleyen muhasebe mi, bayram diye çalışmayan banka mı suçlu?
  • Konuşmaya “sen bunu yaptığın için böyle oldu” diye girmek yerine “Ercan merhaba, böyle bir durum var, ne yapalım?” diye girmek neden zor olsun? İlk cümleyi kurduğunuz anda karşıda direniş duvarını da kurdunuz demektir, halbuki kurulması gereken şey işbirliği köprüsü. Başarılı liderler “Sen”-“Ben” yerine “Biz” lafını kullanır.
  • Yanlış olduğunu düşündüğünüz birşeyi “ara kademeleri atlayıp” hemen en üste taşımak yerine o işten sorumlu kişiyle konuşup çözüm aramak sizi de başarılı yapacaktır. Böyle yaparsanız yönetimin zaten kısıtlı olan zamanını daha da boşa harcarsınız.
  • Saçma sorular sormak saçma hatalar yapmaktan daha iyi. İş sırasında aklınıza takılan soruları sorunca aptal değil “işini takip eden”  olursunuz.
  • “Liderler çözüm, yöneticiler suçlu arar”. Slogan gibi bir laf ama doğru.
  • Dünyada 3 tip insan var: 1- İyi insan 2- Kötü insan 3- Diğer insanların kötü olduklarını düşünüp kötü olan iyi insan. Gerçek “kötü”lerin oranı %1 bile değil, insanlarla olan ilişkilerimizde böyle düşünmek büyük fayda sağlayacaktır.