16 Nis 2011

Sony NEX-3, Canon 7D, Nikon D700 - 5DMarkII Bölüm2

TAŞINDIK: http://halkboyleistiyor.com

İLK BÖLÜMDEN DEVAM

Fotoğrafların büyük hali için:
http://img576.imageshack.us/g/7df100128004000mmorta.jpg/

Hatırlatma: Bu fotoğraflar RAW'dan JPEG'e çeviridir. RAW dosyalarda hiçbir oynama yapılmamıştır ve "Adobe Standard" profili kullanılmıştır. Gövdeler Av moduna getirilmiş, en geniş alandan ölçüm yapan mod kullanılmıştır (Evaluative, matrix, multi-segment, her ne ise...).
5DMarkII fotoğrafları 1133x755 piksel (orjinali 5616x3744), 7D fotoğrafları 1084x723 piksellik (orjinali  5184 x 3456) kesmeler.
5DMarkII, 400mm, f8, ISO200, 1/100
7D, 400mm, f8, ISO200, 1/160
5DMarkII, 400mm, f8, ISO400, 1/200
7D, 400mm, f8, ISO400, 1/320
5DMarkII, 400mm, f8, ISO800, 1/400
7D, 400mm, f8, ISO800, 1/500
5DMarkII, 400mm, f8, ISO1600, 1/800
7D, 400mm, f10, ISO1600, 1/800
5DMarkII, 400mm, f8, ISO3200, 1/1600
7D, 400mm, f10, ISO3200, 1/1600
5DMarkII, 400mm, f8, ISO6400, 1/3200
7D, 400mm, f10, ISO6400, 1/3200
5DMarkII, 400mm, f8, ISO12,800, 1/6400
Aşağıdaki fotoğrafı 7D'de 12,800'de 275mm'de çektim (250mm olması gerekiyordu ama yanlış hesap yapmışım :) ). 275mm tam karede 440mm'ye denk gelir. Yukarıdaki 5DMarkII'nin ISO12,800'ü ile karşılaştırın. 5DMarkII'de gölgelerdeki detaylar daha iyi korunmuş ve cisimlerin kenarları daha belirgin, 7D'de bu kenarlar arkadaki çimlerle biraz karışmış. Bazı markaların fanatikleri "bak yeni bilmemne modeli daha iyi" diye düşünecektir ama aynı sahneyi aynı koşullarda çekmeden bir yorum yapmak ne kadar doğrudur bilmem ("ne kadar doğrudur bilmem = yanlıştır, hatta saçmadır" olarak okuyun).



7D, 400mm, f10, ISO12,800, 1/6400
5DMarkII, 400mm, f10, ISO25,600, 1/8000

SONUÇ(TAN ÖNCEDEN ÖNCE)

Sonuçlara bakınca 7D ve hatta NEX3'ün düşük ISO'da D700 ve 5DMarkII'den çok da geri kalmadığını görüyoruz. İyi de neden herkeste tam kare takıntısı var? Büyük algılayıcının avantajı yok mu?




Ayılı fotoğraflardan bir kesme (ayıp yerlerine yakın ama onlar ayı :) ). En üstte 7D, ortada NEX-3, en altta D700. Her üç makine de iyi görünüyor. D700 en temizi görünüyor, sonra 7D, sonra NEX-3. Şimdi aynı RAWlara +1 EV pozlama telafisi uygulayalım:




Inınınııııııın! +1EV pozlama telafisi uygulanan 7D ve NEX-3'teki pütürler artmış, D700'de hiç değişiklik yok. Ayrıca D700'deki kalpler nedense doygunluklarını kaybettiler (ben dokunmadım) ama desen korundu, diğer ikisinde kalplerdeki detaylar da kaybolmuş.


Şimdi aynı bölgeye, ama ISO6400 fotoğraflarına bakalım:


En üstte NEX-3, ortada D700, en altta 7D. Şeytan detayda gizli :) Gölgelerde D700 neredeyse hiç detay kaybı yaşamamış, NEX-3 en kötüsü. Bu arada "benim kompakt bile daha iyi çeker" diye düşünenler varsa hemen söyleyeyim: Kompakt makine ile ISO6400'de bu sahnedekinin ayı mı pamuk topağı mı olduğunu ayıramazsınız :)
Devam:



Lambaya dikkat. Bu sahneye -3EV pozlama telafisi verince:


D700'de ışığın geçişi hala çok yumuşak, 7D'de kademelenme oluşmuş.


Benzer bir sahne. 7D'de patlamış bölgeler D700'den daha önce başlamış.

30sn, ISO800, f8

Akşam elektrik kesilince gece uzun pozlama deniyim dedim. Hava soğuktu, o yüzden pencerenin arkasından çektim. Uzun pozlamada ISO800 gibi yüksek sayılabilecek bir değer kullanınca gürültü/gren nasıl etkileniyor ona bakalım:

JPEGler doğrudan makine çıkışı, yani ACR'de işlemedim. İki makine de "standard" stiline ayarlıydı. İkisinde de ek keskinleştirme ve gren azaltma yapılabilir, ama RAW dosyalarına bakarsanız D700'ün daha az gürültü ürettiğini (hatta hiç yok) görebilirsiniz. Buna rağmen 7D'nin fotoğrafı rahatlıkla kullanılabilir.

Elektrik kesikken karanlık odada bir çekim. Dışarısı karanlıktı, fotoğraftaki aydınlık haline bakıp odanın içindeki karanlığı anlayabilirsiniz. f5.6, 30sn, ISO800.
+3EV pozlama telafisinden sonraki durum. 7D'de renkler mora kaymış, D700'de çook hafifi mavi artışı var ama gözü rahatsız etmiyor. Ayıcıktaki farka dikkat. Aşağıda soldaki kesme D700'den, ikincisi 7D'den.


Son kesme

Bu bölümden ne anlıyoruz? Sahnede kontrast düşük olduğu zaman, veya sahnedeki en aydınlık nokta ile en karanlık nokta arasındaki ışık şiddeti farkı azsa (bir daha okuyun) gövdeler arasında çok fark olmuyor. Örneğin güzel bir vadi manzarasında gökyüzünü kadraja almayıp yalnız yeryüzünü çekerseniz genelde sahnenin her yerinde benzer ışık şiddeti olur ve makineniz yeryüzünün her noktasındaki detayı yakalayabilir. Aynı şekilde, eğer yalnız gökyüzünü kadraja alırsanız hemen her makine size güzel bir gökyüzü manzarası verecektir. Eğer gökyüzünü ve yeryüzünü aynı anda çekmek isterseniz ya gökyüzü patlar (tüm detaylar beyaza bürünür) ya yeryüzü kapkaranlık olur. İşte bunun sebebi: Sahnenin "Dinamik aralık"ı elinizdeki makinenin algılayıcısının "dinamik aralık"ını geçmiştir.
Hemen bunu açayım: Sayısal algılayıcılarda (digital sensor) dinamik aralık kolaylık olması açısından EV (f-stop) basamaklarıyla verilir. DPReview gibi sitelerde verilen "Dynamic Range" (DR) değerleri bu şekilde "EV" basamaklarıdır. Örneğin biri size "bu makinenin 10 stop dinamik aralığı var" derse anlayın ki en karanlık noktayla en aydınlık nokta arasındaki ışık şiddeti 1,024. Bu 1,024 ne? 1,024 = 2 üzeri 10. Yani 3 stop DR farkı 8 kat, 5 stop DR farkı 32 kat ışık şiddeti farkına denk gelir.
Teoride var olsa da pratikte tam karanlık ve tam parlak bir sahne yoktur (güneş her zaman patlak görünür, bu yüzden düzeltmeye uğraşmayın).
DSLRlar genelde 9-14 EV'lik dinamik aralığa sahiptir. "Genelde" "algılayıcı alanı / megapiksel" oranı arttıkça DR kapasitesi artar. Yani algılayıcıda ışığı algılayan "kutucuklar" ne kadar büyükse DR o kadar geniş olur, DR ne kadar çok olursa o kadar az gürültü/gren olur. Bunun tersi olarak, bir fotoğraf makinesinin DR becerisi ne kadar azsa o kadar çok gren/gürültü oluşturacaktır.
Yukarıda verdiğim örnekleri düşünün. Ayıcıkların gölgede kalan kısımlarında D700'de neredeyse hiç gürültü oluşmuyor, çünkü (tüm sahneyi düşünürseniz) sahnedeki en aydınlık kısımla gölgedeki kısmın ışık şiddeti D700'ün dinamik aralığı içinde kalıyor. Buna karşılık NEX-3'ün dinamik aralığı o gölgeye erişemediği için gürültü/gren daha fazla. Aynı şekilde bazen manzara çekimlerinde gökyüzünde gren görmenizin sebebi de bu: Makinenin dinamik aralığı gökyüzünün parlaklığını algılayamıyor ve gren oluşuyor. "Gündüz bile gren oluşturuyor" dediğiniz makinelerin ana sorunu işte bu. İşte sırf bu yüzden manzara deyince akla orta format gelir.
D700 tam kare ve 12MP, 7D 1.6x kesme çarpanlı 18MP, NEX-3 1.5x kesme çarpanlı ve 14MP. Yani DR kapasitesi olarak D700 > NEX-3 > 7D beklenir, ama durum D700 > 7D > NEX-3 şeklinde. Neden? İşte burada algılayıcı teknolojisi devreye giriyor. Zamanımızın 16-18MP'lik gelişmiş algılayıcıları birkaç sene öncenin 8MP'lik makineleriyle aynı veya daha fazla DR aralığına sahip.
Kafanız karıştıysa özet: D700, kocaman "foton toplayıcı kovaları" sayesinde 7D ve NEX-3'e göre daha çok ışık toplayabiliyor ve daha temiz sinyal iletebiliyor, bu sayede RAW dosyaları oynamaya daha müsait. 7D de teknolojisi ile NEX-3'ün önüne geçiyor.
DPReview'da JPEG ile RAW arasındaki DR farkını gösteren şekil.
SONUÇ(TAN ÖNCE)
Sonuç kısmından önce son bir sözüm daha var, sonra herkes evine dağılabilir. Sürekli RAW->JPEG dönüşümünden bahsediyorum. Neden makine çıktısı JPEGlere bakmıyorum? Bu sorunun cevabını tonla sitede bulabilirsiniz, o yüzden özetliyorum:
- Olympus haricindeki tüm markalarda RAW, JPEG'e göre daha fazla detay verecektir. Olympus'ta daha fazla detay almak çok zor çünkü mükemmel bir JPEG motoru var.
- RAW üzerinde kayıpsız işlem yapabiliyorsunuz, istediğiniz zaman ilk haline dönmek mümkün.
- Beyaz ayarını RAW'da istediğiniz gibi düzeltebiliyorsunuz.
- RAW dosyaları her zaman daha fazla dinamik aralık içerir. JPEG'de geri getiremeyeceğiniz aşırı parlak bir bölgeyi genelde RAW'da geri getirebilirsiniz. D700'de bu çok daha rahat.
Yani: Algılayıcının maksimum performansını ancak RAW ile görebiliyorsunuz.
Aşağıda görsel olarak da göstereyim:
Yukarıda göreceğiniz gibi, panjurları kapatılmış zifiri karanlık bir odada çekilmiş bir fotoğrafın JPEG ve RAW dosyalarına aynı işlemleri uygulayarak (ACR'de) açmayı denedim. JPEG bir miktar düzelirken RAW mükemmel oldu. "Mükemmel" diyorum çünkü gözlerim birşey görmezken bu kadar detayın ortaya çıkmasına şaşırdım. Karanlıkta görmek böyle birşey demek ki.


5DMarkII ve 270EX flaş ile çektiğim yemek sonrası bir fotoğraf. JPEG hali iğrenç, artık nasıl okuma yaptırdıysam. RAW ile biraz oynayınca adama benzedi. Yeni ACR ile lens hatalarını düzeltmek de kolay (JPEG'deki kırmızı-yeşil çizgilerin kaybolduğuna dikkat).



SONUÇ (NİHAYET)
Aslında daha içerik hazırlamıştım ama artık başka bir yazıya.
Karşılaştırmaya NEX-3'ü analiz etmek için başlamıştım ama Canon 7D'yi biraz kullanınca "bakalım D700'le yanyana gelince ne olur" dedim, gözüm döndü ve konuyu genişletmeye karar verdim :).
Sony NEX-3
Önce NEX-3'le başlayalım. NEX-3 adeta kompakt makine boyutunda ama APS-C algılayıcısı var. Tahminimce Nikon D3100 ve Sony A33 ile algılayıcısı var. Çok yüksek ISO değerlerine çıkmadığınız sürece piyasadaki tüm DSLRlar kadar iyi fotoğraf çekebiliyor. Kit olarak satılan 16mm lens ufacık, bu yüzden taşıması rahat ancak lens optik olarak çok başarılı değil. Özellikle köşelerde diğer sabit odaklı lenslere göre daha az başarılı.
Standart modda makine çıktısı JPEGler biraz yumuşak, özellikle ISO800 ve üzerinde detaylar kayboluyor. Keskinleştirme ayarını yükseltince (+2 tavsiye ederim) JPEGler biraz düzeliyor. 85mm f2.8 gibi bir lensle kullanınca NEX-3 kendini buluyor. Bu lens normal Alpha lensi olduğu için arada dönüştürücü gerekiyori, ama bu dönüştürücüde optik eleman olmadığından kalite bozulmuyor. Aşağıda 18 Mart gösterisinde NEX-3 + 85mm f2.8 ile çekilmiş örnekler var:



Sony NEX-3, Sony 85mm f2.8 SAM lens, 1/100, f2.8, ISO800, bütün fotoğraf
Aşağıda kesme var:



Aşağıda kesme var:



Aşağıda kesme var:





Burada sınıflarının en iyilerinden iki makineyle karşılaştırmak NEX-3'ü biraz geride gösteriyor ama fotoğraf kalitesi olarak herhangi bir giriş seviyesi DSLR'dan farkı yok.
Büyük makine taşımak istemeyenler için Sony NEX-3'ü önerebilirim. 16mm lensle biraz geniş bir pantolon cebine girebilir ama gömlek cebini düşünmeyin. DSLR kalitesinde fotoğraf çekebiliyor, bunun yanında kullanımı kompakt makineye daha yakın. Canon G12'yi taşımak ve kullanmak daha rahat. Fotoğraf kalitesinden biraz feragat edip G12'yi de seçebilirsiniz (yüksek ISO'yu saymıyorum).
DSLR kullanıcılarını için ikinci makine olarak da NEX-3 düşünülebilir. D700 + 50mm ve NEX-3 + 16mm ile gezmek eğlenceli.
Canon 7D
Canon 7D'yi 4 gün kullandım. 5DMarkII gibi bir Canon kullanıcıysanız kaldığınız yerden devam ediyormuş gibi rahat kullanabilirsiniz. Menülerde ek AF ve video ayarlarıharicinde çok fark yok.
Fotoğraf kalitesini çok iyi beklemiyordum, beklediğimden iyi çıktı. İlk sayfada verdiğim ISO1600 örneğine bir daha bakın (gözler). Sahnede çok kontrast yoksa D700'e yakın yüksek ISO performansı var. Aynı odak mesafesinde 18MP ve 1.6x kesme çarpanı dolayısıyla 12MP'lik D700'e göre ISO3200'e kadar daha çok detay veriyor (işte bu yüzden spor çekiyor olsam 16MP ve 1.3x kesme çarpanlı 1D Mark IV'ü 12MP'lik D3s'e tercih ederim). Hatta 400mm'de yaptığım 5DMarkII karşılaştırmasında bile 7D ISO3200'e kadar daha fazla detay veriyor. Yalnız hatırlatayım, bu avantaj telefotoda. Geniş açıda 5DMarkII'nin avantajı olacaktır.
Makine çıktısı JPEGler RAWlara göre daha az detaylı. Keskinleştirmeyi +2'ye getirmenizi tavsiye ederim. 18MP'lik RAW dosyaları çok detaylı. Algılayıcısı NEX-3'tekinden hafif küçük olmasına ve 4 milyon daha fazla piksele rağmen NEX-3'ten daha iyi.
Geniş dinamik alan gerektiren sahnelerde 7D doğal olarak D700'ün gerisine düşüyor. Buna rağmen 12MP'lik 450D'den daha iyi gibime geldi (450D yanımda yok, geçmiş tecrübeme dayanarak yorumluyorum).
Kullanımı D700'e göre daha rahat geldi. Canon'da XXD ve XD gövdelerde sağ üst tarafta başparmağınızın altına gelen düğmelerle birçok ayarı yapabilmeniz çok rahat. Nikon'da bazı ayarlar için sol elinizi kullanmanız gerekiyor ki bu elinizle desteklemeniz gereken uzun ve ağır telefoto lensleri kullanırken bu dezavantaj.
AF becerisini 100-400mm, 100mm f2.8L makro, 24-104 f4L ile denedim. Gerçekten de hareketli objeleri takip etme becerisi 5DMarkII'ye göre daha iyi. İlk netlemeyi yakalama hızında fark yok, 5DMarkII de aynı derecede hızlı yakalıyor. Elimde hızlı AF yapan Nikon lens olmadığı için karşılaştıramadım.
Kuş veya spor çekiyorsanız ve paranız 1D serisine yetmiyorsa 7D'yi rahatlıkla önerebilirim. Çok uzun süre kullanmadım ama bahsedilen AF sorunlarını yaşamadım.





13 Nis 2011

RTÜK'e dilekçe gönderiyorum

RTÜK'e diziler hakkında dilekçe yazasım geldi. Konusu basit: Tüm dizi senaryoları artık tuvalet harici biryerlerde yazılsın. Yani bir kafede otururken olabilir, veya akşam yemekten sonra masada yazılabilir, yazlıkta denize girdikten sonra gölgede kola icerken oturup yazılabilir, veya ne bileyim gece Taksim'de içip zurna olduktan sonra eve dönüşte bile yazılabilir. Ama lütfen, tuvalet olmasın!

O kadar çok örnek var ki hangisinden bahsetsem bilemiyorum. 1 dakikada bitebilecek bir sahneyi 10 dakikaya uzatmak mı dersin (sahnedeki herkesin yüzüne 1 dakikalık zoom yapınca mecburen uzuyor), Türkiye sınırları içinde hiçkimsenin söylemeyeceği laflarla geçen diyaloglar mı istersin, "Atasözleri ve deyimler sözlüğü" şeklinde gezen insanlar mı istersin, isteksiz-zorlama figürenlar ve oyuncular mı istersin...

Aslında dikkat ettim, dizilerimiz ve hatta filmlerimizin en büyük eksikleri müzik, kurgu ve kamera açıları. Oyunculukta çok eksiğimiz yok, hatta cidden iyi oyuncular var ama bir Amerikan dizisinda en b.ktan oyuncu nasıl karizma haline geliyorsa Türkiye'de tam tersine en baba oyuncu kamera yönetmeni ve dizi yönetmeninin elinde maymuna dönüyor. Tek örnek vereyim: Cem Yılmaz'ın Av Mevsimi'nde o şarkıyı söylediği sahne. Bence oyunculuk 10 üzerinden 8-8.5, yani çok iyi. Amaaaaaaa: Kameranın sürekli değişmesi, ani zoom yapması, "şık şık" yapan ellere yaklaşıp uzaklaşması, arada ot gibi duran figüranlara geçmesi, kafaların arasına girmesi... Ne bileyim, sahnenin etkileyiciliğini kısıtlamış. Halbuki sahne biterken yavaş yavaş binanın dışından uzaklaşması iyi mesela. Schindler's List'in kamera yönetmeni olsaymış o film nasıl olurmuş tahmin bile edemiyorum. Halbuki bu filmleri çeken insanların çoğu artık akademi mezunu, yani kahveden toplama da değiller.

Müzik ayrı dert. Org-Bilgisayar ile yapılan müzikler, cıngıl cıngıl oynak şeyler güzel ama biryere kadar kardeşim. Tüm dizi boyunca 4 org klavye tuşuna basınca müzik çıktıgını sanmak nasıl bir psikolojidir? Ortada donen parayı bilmiyorum, ama ortada bu kadar çok sayıda kalitesiz müzik olunca yapımcıların işi ucuza kapatmaya çalıştıklarını anlayabiliyorum. Arada iyileri çıkmıyor mu? Elbette çıkıyor ama ben 2-3 taneden bahsetmiyorum. Su anda TVlerde diziden bol birşey yok, ve dizinin atmosferini veren müzik kaç tanesinde var? Bu işi profesyonel olarak yapan arkadaşlar Dexter'in açılış ve kapanış müzigini, ayrıca dizi sırasında gerilimli sahnelerde çalan notaları da dinlesinler.

Aslında Dexter'i her dizi yapımcısı ve yönetmeni defalarca izlemeli.


Bunların hepsini birebir örnekle açıklamam gerek, bunun için de herhangi bir dizi bulup not alarak baştan sona sabretmem gerekiyor.

Bir gazetede gördüğüm aşağıdaki yazıyı görünce aklıma geldi tüm yukarıdakiler:


Sanıyorum 60 kilometrenin üzerinde giden araçlarda hava yastığı sizi koruyamıyor ama alet kesinlikle patlıyor. Bu araçtaki yastık (hatta yastıklar) nerede? İnsan balon+yastık falan hazırlar da oraya koyar bari. İşte Fatmagül'ün suçlarından biri :) 50 yil önce yukarıdaki sahne doğru olabilirdi ama 2011'de zor biraz...

20 yaşındaki tıp mezununa söyleyecek birşey yok, klasik TYS örneği (Tuvalette Yazılan Senaryo). Veya Aslı dahidir, neden olmasın? Alttaki durum da önceden tarif ettiğim "isteksiz oyuncu" tipine uyuyor. Artık motivasyon mu yoktur, günde 13-14 saat çalışmanın getirdiği bir yorgunluk mudur anlamadım. Bizde jönler kasılır, figüranlar tiyatro oyunu oynuyormuş gibi abartılı rol yapar (Kurtlar Vadisi'nde rol yapmaya bile gerek yok, yürüyen odun olmak yeterlidir. Bir de cebine Atasözleri Sözlüğü atarsan oldu sana KV oyuncusu :)  ).

12 Nis 2011

Gazete okumamak mı gerek?

...
KUTUPLARI DEĞİŞEN DÜNYA

Dünya'nın kutuplarının kayma sebebini buldum: Türkiye'de kutuplaşma o kadar güçlü bir duruma geldi ki Dünya'nın manyetik kutuplarını etkiliyor! "Ya bendensin ya onlardan (yani: düşmanım)". Ne kadar yalakasın o kadar iyi yerlere gelirsin, ne kadar muhalefetsin o kadar uzun süre hapistesin :)

Bence diğerleriyle devam edecek (gerçekten öyle bir rapor varsa. Ulan herşeyden herkesten şüphe etmeye başladım...).

Diğer hazret de şöyle buyurmuş: " AKP'ninki tam bir lider listesi görünümünde:
Başbakan Erdoğan birlikte çalışmaktan memnun olduğu, performansını beğendiği, belli bir göreve getirmeyi düşündüğü kişileri (bakanlar, milletvekilleri ve yeniler) ön sıralara yerleştirmiş. Yani o kişilerin mutlaka seçilmesini arzuluyor. Bu listenin temel özelliği "bağımsızlığı"... Yani "dışarıdan" etkilenmemesi... Cumhurbaşkanı Gül'ün tavsiyeleri göz önüne alınmıştır herhalde ama o kişiler aynı zamanda Başbakan Erdoğan'ın tasvip ettiği siyasetçilerdir mutlaka."

Yahu resmen "tek adam"ı tarif ediyor, sonra "bağımsız liste" diyor. Pes yani, tek paragrafta kendiyle çelişmek herkese nasip olmaz. Ayrıca Gül'e yakın isimlerin azaldığını Akit, Vakit, Milli Gazete, Bugün vs.. dahil tüm gazeteler biliyor, bir bu amcanın haberi yok. Bir de zamanında Deniz Baykal için "parti içi demokrasiyi yok etti" diye eleştirenler de aynı kişiler değil miydi? Şimdi Başbakan'ın milletvekillerini seçmesini övüyorlar. Bravo, Brova, Brava!

SEÇİM LİSTESİNDE OLMAYANA KIZ YOK

Yeni Akit'teki bir karikatür olayı ne güzel açıklıyor:


Aynı karikatürün yanındaki haber de tam onu anlatıyor zaten :) Tabi aynı durum AKP'de de var ama Yeni Akit'in bunu yayınlama olasılığı benim gelecek sezon Tekirdağspor'u birinci lige çıkarma olasılığımdan daha düşük (sonradan AKP bu sorunu milletvekili olamayanları "bakan yardımcısı" yaparak çözdü maşallah...) 

Yeni Akit'in manşeti aşağıdaki gibi, kendi yorumlarımı da yazdım:


Diğer "benzer" gazetelerden başlıklar:
- CHP karıştı!
- AKP'de büyük değişim!
- 2023 kadrosu!
- Tasviye harekatı CHP'yi karıştırdı!
- Büyük değişim!
- Ergenekon ve tasfiye isyanı! (CHP için tabii ki :) )
- Değişim kadrosu!
- Yuuuh CHP! (böyle bir başlık görmedim tabi, ama ben bir gazete kurup hergün böyle başlıklar atsam bana da geri ödemesiz devlet kredisiyle gazete ve televizyon, ve hatta gemicik de satarlar mı? Veya vali yardımcısı olabilir miyim?)

Bunlar yüzünden ilk defa sol bir partiye oy veresim geliyor...

AKP'nin sitesinde adayların listesi var. Güzel güzel grafikler ve istatistikler vermişler, bir de tüm adayların olduğu tek bir liste var. "Kadınlar ve gençler aday" diye bağırdıkları için bu listelere biraz dikkatli baktım, nedense kadınların ve 35 yaş altı gençlerin büyük çoğunluğu liste sonlarında, yani tahminimce bunlar seçilemeyecek. Seçilemeyecek sıraya bu adayları koymanın anlamı nedir? Gazete manşetleri için mi yoksa? Örneğin "başörtülü aday" diye gazetelere çıkan kadıncağız 14 milletvekili çıkaran Antalya'da 13. sırada, yani hayatta milletvekili olamayacak ama seçime kadar tahminimce her tartışma programın katılacak ve AKP'nin vitrini olacak.


"Hissedilir sıcaklık"tan sonra "seçilebilir yer adayı" diye bir terimimiz de oldu :)
Off, gene seçim dönemi, gene rezillikler ortaya çıkacak, balık hafızalı halkım gene hepsini unutup seçimden 1 hafta önce kürsüde ağlayacak RTE'ye oy verecek...

Hiç gazete okumayıp kendini fotoğrafa vermek de var ama olmuyor ki...

11 Nis 2011

Yazık Boğaziçi Üniversitesi'ne

Boğaziçi Üniversitesi'nden mezunum. Bana çok şey kazandırdı, ve bir-ikisi hariç diğer üniversitelerin mezunlarını görünce farkı daha iyi anlıyorum (n'apıyım, cidden böyle).
Üniversitemi seviyorum. Aslında çok daha seviyordum ama mezun olurken kütüphaneye bağışlamak için 4 koli kitap için kütüphane görevlisi danamsı bir şekilde "bırak oraya işte" deyince bu sevgim azaldı :) Ben mecburum ya 1,5 saatlik IETT otobüsü yolculuğuyla kitapları oraya taşımaya!


Şimdi üniversitemi hedef gösteriyorlar:


http://www.odatv.com/n.php?n=bogazici-universitesinin-bilirkisi-raporu-bizi-hakli-cikardi-0804111200


OdaTV'den alıntı: "Soner Yalçın’ın avukatı Feza Yalçın’ın başvurusu ile Boğaziçi Üniversitesi tarafından bilirkişi raporu hazırlandı. ..... Sonuç: "... Dosyaların aynı zamanda, bir dakikalık bir zaman dilimi içinde yaratılıp silinmesi normal bir bilgisayar kullanımına işaret etmemektedir. Böyle bir durumda dosyaların virüs ya da Truva atı aracılığı ile yaratılıp silinmiş olması ihtimali büyüktür."


Yani Boğaziçi Üniversitesi OdaTV'nin iddiasını destekleyici bir rapor yazmış. Büyük hata! Yandılar! Hatta bittiler! O raporu yazanların akademik gelecekleri de tehlikede! Yarın-öbürgün ultra-yalaka yazarlar ve gazeteler Boğaziçi'ni bombalamaya başlarlar.

10 Nis 2011

Gunluk gazeteler 12345

Uzuuun zamandır gazetelere adam gibi bakmıyordum. Bugün bir göz gezdireyim dedim, hiç değişmemişler. Geneli hükümet yalakası (höküümet ne derse ne yapsa doorudur gardaaşım), bir kısmı "muhalefet yapacak ama korkar" pozisyonda, bazı yazarlar nerede duracağını şaşırmış, bazıları RTE'den daha AKP'ci (ister inan ister inanma), bazısı "muhalefet edelim de içerik önemli değil" tipli...

Sınavda kopya iddiası atıldığının daha ertesi günü ultra-yalaka yazarlar "yok öyle şey, muhalefetin uydurması" dedi :) Yahu bir dur dinle insanlar ne diyor, açıklamalara bak, bak bakalım dava açılacak mı, kanıt var mı? Daha bunlara bakmadan "CHP uydurması" denir mi? Yuh yani. Doğru ya da yanlış, "sınavda kopya/şifre" iddiaları ciddi iddialar, ucunda milyonlarca insanın kaderi var. Ufacık bir şüphe bile önemli.

Gerçi Cumhurbaşkanı bile atladı hemen: "YGS'nin açıklaması beni tatmin etti", ne diyim bilmiyorum. Gül'den sonra açıklama yapan her AKP'li "tatmin oldum" dedi :) YGS hergün açıklama yapsa da hergün tatmin olsalar...

Kimsenin göremediği kanıtlar, gizli tanıklar da sizi tatmin ediyor anlaşılan.

Neyse, gazetelere dönelim:



Haber gündelik klasik "içeri gelin hatun fotoğrafı görün" haberi, ama "Aslında hepsi evlilik arıyor" ne? Hepsine sordun mu? Yani bu mu demek: "Bekar ama azmışlar, hepsine herif lazım" :)


Diğer haber şu:





Kaş-göz işareti... Diyelim ki sahnedeki oyuncu rolünü ve sonraki sahneyi düşünmüyor ve kaş-göz etti (hasta kişilikli biri mesela). Polisler neden terk etmişler? Neyi protesto için? Diğerleri neden terketmemiş? Erdoğan'ın korumaları neden tiyatroya gelip bilgi almışlar? Başbakan'ın korumalarının Başbakan'ı koruması gerekmiyor mu? O ayrılan 150 polisten biri bilgi alsaymış bari? Koruma gidip soruşturma yapabiliyor muymuş?
İşte benden dev hizmet: Genç Osman oyununun bütün oyuncu kadrosu aşağıda. Sümeyye Erdoğan o kaş-göz yapan oyuncuyu seçsin hemen sabaha karşı 4'te evinden alalım Silivri'ye gönderelim!
Haydi hep beraber "ne haber" diyelim...

Ben en solda yerde oturan beyaz ayakkabılıyı gözüme kestirdim, kesin o birşeyler yapmıştır. Bakın bu da internet sitesi, kısa bir tanıtım videosu da var, oyuncular kaş-göz ederken: http://www.devtiyatro.gov.tr/web/oyunlar/oyun0801.html
Bir ucube oraya koymuşlar, bir garip birşey dikmişler oraya...

30 Mar 2011

Olympus E-PL1 incelemesi: Bölüm 2

TAŞINDIK: http://halkboyleistiyor.com

İlk bölümden devam... İlk bölümün en altına bir AF videosu koydum.

Sanatsal Filtreler (Art Filters)

Olympus'ta artık adet olduğu üzere, E-PL1'de de çeşitli sanatsal filtreler var. Bunları aşağıda gösterdim:

Pop art

Soft focus

Grainy film

Pin hole

Diorama

Gentle sepia

Bu sanatsal filtrelerden biri değil. IAUTO modunda makinenin karar verdiği renk ve karşıtlık  değerlerini göstermek için çektim.




Son bir not, sanat filtrelerini video çekerken de kullanabiliyorsunuz, ama bazılarında video kare sayısı aşırı düştüğü için çok kullanmıyorum.

E-PL1 Nasıl Çeker?

E-PL1'i "teknik olarak en kaliteli fotoğrafları çekmek için" almayın. Yani bu aletten D3x, 5DMarkII, A850, D7000 vs.. performansı beklemek büyük hata. E-PL1'in algılayıcısı genel olarak ISO800'e kadar APS-C algılayıcılar kadar başarılı. Algılayıcıda kullanılan AA filtresinin zayıf olması gerçekten keskin sonuçlar alabilmenizi sağlıyor (aynı algılayıcı Olympus E-5'te de kullanılmış).

Birçok kullanıcı incelemelerde hemen ISO3200 ve üzerine bakıyor, halbuki bir makinenin gerçek değeri bu şekilde ortaya çıkmıyor. ISO karşılaştırmalarında bakmanız gereken başka bir durum daha var: Aynı koşullarda çekilmiş mi? Aynı makinede ISO3200 düşük ışıkta farklı iyi ışıkta farklı gürültü/kumlanma oluşturur. Yani Flickr'da ISO3200'de çekilmiş güzel fotoğraflarla kendi çamur fotoğraflarınızı karşılaştırıp iç geçirmeyin.

Aşağıdaki karşılaştırmalarda bazı şeyleri söylemem gerek:
- E-PL1 2.0x kesme çarpanlı, NEX-3 1.5x, D700 1.0x. SONY'de 16mm ve 85mm olmak üzere yalnız iki lensim olduğu için çekim yaparken kadrajı aynı tutmaya çalıştım, bunu da hem farklı lensleri kullanıp hem üçayağın yerini değiştirdim. D700'de 80-200 f2.8 push-pull), NEX3'te 85mm f2.8 SAM, E-PL1'de 40-150mm kullandım. Burada keskinlik açısından E-PL1'in hafif dezavantajı var, bu yüzden bunları keskinlik testi olarak görmeyin. Zaten OM 50mm f1.4 ile de çektiğim örnekleri daha aşağıda verdim.
- Odak uzunlukları farklı olduğu için ve ben üçayağın yerini düzgün ayarlayamadığım için %100 1-1 karşılaştırma olmadı. Burada tamamen renk değişimi, gren/kumlanma miktarına bakın. NEX3 14MP olduğu için biraz daha büyük fotoğraf veriyor.
- RAW dosyalarını keskinleştirme ve gürültü azaltma yapmadan JPEG'e çevirdim. ACR'da yaptığım çevirmeleri 6 kalitesiyle kaydettim.
- D700 ilginç bir şekilde +1,5EV daha fazla pozlama yaptı. Adobe Camera RAW'da -1,5EV pozlama telafisi yaparak düzeltmek zorunda kaldım.
- Tüm fotoğrafları JPEG+RAW formatlarında çektim. D700'ün ISO3,200 , ISO6,400 ve ISO12,800 RAW+JPEG dosyalarını kopyalarken bilgisayar kilitlendiği için bu dosyalar bozuldu. Yalnız ISO3200'ün JPEG'i sağlam kaldı. Onun da beyaz ayarı farklıydı, değiştirmedim. Bir daha çekim yapmak istemedim, zaten çok zaman alan birşey.
- Arka plana siyah sandalye koydum ki makineler daha çok zorlansın.


Karşılaştırma sahnesi bu

Burada büyük hali var. Fotoğrafı bilgisayara kaydedip %100 haline bakabilirsiniz.


Burada büyük hali var. Fotoğrafı bilgisayara kaydedip %100 haline bakabilirsiniz.

Burada büyük hali var. Fotoğrafı bilgisayara kaydedip %100 haline bakabilirsiniz.





Büyük hali burada.

Büyük hali burada.

Büyük hali burada.

 D700 tam kare bir makine, dolayısıyla daha fazla detay vermesi kaçınılmaz ama rahatlıkla söyleyebilirim ki ISO200'de E-PL1 ile aralarında hemen hiç fark yok. Algılayıcı boyutundaki farkı düşününce Olympus için büyük başarı (D700 ISO1600'e kadar hemen hiç bozulmuyor, orası ayrı).

Şimdi dikkati NEX-3 ve E-PL1 karşılaştırmasına verelim, çünkü E-PL1'in asıl rakibi bu tip makineler. NEX-3 14MP ama fotoğrafları 3:2 (4,592x3,056) oranında, buna karşılık E-PL1 12.2MP ve 4:3 (4,032x3,024) oranında fotoğraf üretiyor. İki makinenin de baz ISO değerleri 200, bu yüzden aşağıdaki karşılaştırmaları bu değerde yaptım. Keşke benzer lenslerle karşılaştırabilseydim ama elimdekiler bunlar, bu yüzden aşağıdakilere (E-PL1 + 9-18mm) ve (NEX3 + 16mm) karşılaştırması olarak bakın.

Dinamik alan karşılaştırması için bu sahneyi çektim. Karşılaştırmadan önce E-PL1'deki "Gradation" seçeneğini deniyim dedim. Açıkçası bu kadar fark beklemiyordum, makine parlak sağ bölgeye göre pozlama yapıp (enstantaneyi 1/800'den 1/2000'e çekmiş) karanlık sol tarafın pozlamasını arttırmış, gökyüzü de düzelmiş. Bu durumda doğal olarak gölgedeki kumlanma ve gren artıyor ama bu fotoğrafta rahatsız etmiyor.


Yukarıdaki sahnede NEX3'teki DRO (Dynamic Range Optimizer - Dinamik Alan İyileştirmesi) ve HDR kapalıydı. Aslında sahnenin bir makine için ne kadar zor olduğunu göstermesi açısından iyi oldu, dikkat ederseniz NEX3'ün JPEG çıktısında parlak sahnelerdeki detaylar hafiften kayboluyor. NEX3'teki algılayıcı DSLRdaki kadar büyük (tahminen Nikon D3100 ve Sony A33'tekiyle aynı). RAW ve JPEG dosyaları buradan, buradan ve buradan çekebilirsiniz (üçünde de aynı dosya var).

Tüm fotoğraf:



Üstteki E-PL1 (f5.6, 1/1600, ISO200, 9-18mm @12mm), alttaki NEX-3 (f11, 1/250, ISO200, 16mm @16mm)
Keskinlik elbette ki en çok lense bağlı. Yukarıdaki fotoğrafta ben neredeyse hiç fark göremiyorum. E-PL1 yaklaşık 1/2 EV daha az pozlamış. Hatta E-PL1 biraz daha keskin, buna karşılık biraz daha fazla gürültü/gren var. İki fotoğrafta da keskinleştirme ayarı 0.

Kosova'da Prizren yakınından bir sahne


Sony NEX-3. 1/250, f11, ISO200, 16mm.

Olympus E-PL1. 1/1000, f5.6, ISO200, 12mm.
Lensin önemi yukarıda. Sahnenin köşelerinde f11 diyaframa rağmen 16mm daha düşük performanslı. 4/3 ve m4/3 sistemin bir avantajı algılayıcının köşelerine daha düzgün ışık düşürebilme, bu yüzden köşelerde genelde daha az bozulma oluyor. NEX-3 + 85mm f2.8 SAM daha performanslı.

Olympus E-PL1

Sony NEX-3
Şunu unutmayın, kullanılan lensler farklı. Sony'de 16mm f2.8 pancake lens, Olympus'ta 9-18mm süper geniş açı lens var. İki fotoğraf da kabul edilebilir olduğu halde ben Olympus'un sonuçlarını biraz daha beğendim. Olympus lens zoom olmasına rağmen sabit odaklı Sony 16mm'den daha başarılı. İyi lens E-PL1'deki zayıf AA filtresiyle de birleşince daha küçük algılayıcıya rağmen daha iyi sonuç vermiş.

Son sahne:

NEX3: 1/160, f11, ISO200, 16mm f2.8 pancake. E-PL1: 1/1000, f5.6, 9-18mm @12mm.

Sony'deki 16mm'nin ışığa dayanımı Olympus 9-18'den biraz daha kötü, bu yüzden NEX'ün kontrastı azalmış. E-PL1'in JPEG motoru mükemmel iş çıkarıp daha fazla detay yakalamış. Şimdi RAWlara bakalım:

E-PL1'de JPEGler o kadar başarılı ki RAW'dan daha fazla detay almak zor. Sony NEX3'te en iyi performans için RAW çekmek gerekli, RAW-JPEG kalitesi bayağı farklı.

Yeter değil mi bu kadar örnek?

SONUÇ

Canon G11'i kaybetmeseydim E-PL1 ve NEX3'e sulanmayacaktım. Olympus Pen, Panasonic G, Samsung NX ve Sony NEX tazı makineler bana hep çekici gelmişti ama 18-55 lensle cebe sığmadıkları için uzak durmuştum. Şimdi kullandıkça avantajları ve dezavantajlarını daha iyi anlıyorum.

Olympus E-PL1 kompaktan büyük ama DSLR'dan hayli ufak. Lensleri de DSLR lenslerinden daha ufak. G11 her zaman daha taşınabilir ve fotoğraf kalitesi yeterince iyi ama 18mm'ye inemiyorsunuz, veya 300mm'ye çıkamıyorsunuz.

İyi:

- DSLR'a göre hayli ufak ve hafifi gövde. 14-42mm ve 9-18mm lensler katlanıp daha taşınabilir oluyor.
- Daha küçük algılayıcıya rağmen giriş seviyesi DSLRlara yakın, ve hatta düşük ISOda daha iyi fotoğraf kalitesi.
- Olympus klasiği başarılı lens takımı (17mm f2.8 pek beğenilmedi, onu da unutmayalım).
- Güzel görünüş. E-P2 daha iyi gibi duruyor ama ben E-PL1'i de sevdim.
- 2.0x kesme çarpanı dolayısıyla daha ufak lenslerle daha uzağa erişebilme. Ornegin 4/3 sistem için üretilen Sigma 150mm f2.8 ile muhtesem makrolar çekebilirsiniz, veya bir yerlerden 300mm f2.8 bulursanız değmeyin keyfinize.
- Sanat filtrelerini bayağı kullanıyorum. Alışınca nerede ne kullanmanız gerektiğini de öğreniyorsunuz.
- Dönüştürücü yardımıyla hemen her lensi kullanabilme olanağı. FD, EOS, OM, Nikon, Sony vs.. ne varsa, hem de optik elemana ihtiyaç duymadan kullanabiliyorsunuz. Örneğin ben araya iki dönüştürücü takarak 50mm f1.4 OM lens kullanıyorum.
- 4/3 - m4/3 dönüştürücüsü ile uygun fiyatlı Olympus lenslerde bile otomatik netleme çalışıyor. Sony NEX'in dönüştürücüsü sadece bazı SSM lenslerle otomatik netleme yapıyor, ucuz SAM lensler AF yapmıyor.
- Uygun fiyat. Türkiye'de de uygun sayılır.
- Beklediğimden daha sağlam yapı. Elinize aldığınızda gerçekten sağlam olduğunu hissediyorsunuz.
- Flaş var, böylece harici flaş bile yönetebiliyor. EP-1 ve EP-2'de bu yok. Ayrıca flaşı elle hafifçe üzerinden bastırırsanız kafası yukarı dönüyor, böylece tavandan sektirebiliyorsunuz.
- Beklenmedik kadar özelleştirilebilir. Önceki sayfada anlattığım menülere bakarsanız anlarsınız.
- Gövdede titreşim engelleyici (azaltıcı diyelim) var. Olympus haricindeki ufak makinelerde bu yok (Sony NEX, Samsung NX, Panasonic G serisi).

Çok iyi değil:

- ISO arttıkça detaylar ve renkler APS-C algılayıcıya göre daha fazla bozuluyor.
- En az bir kontrol tekerleği lazım (E-PL2'de koydular).
- Ekran daha büyük olsaymış (yenisinde büyük).
- ISO3200'de renkler de bazen kayıyor. Yeni E-PL2'de ISO6400 üst limit, nasıl olduğunu merak ediyorum.
- Sanat filtreleri video sırasında çalışıyor, ama diorama ve pinhole o kadar atlamalı gidiyor ki insanın çekesi gelmiyor.
- Video formatı M-JPEG, yani pek efektif değil. MPEG4 ile aynı boyda dosyaya aynı kalitede daha zun video sığıyor. Ayrıca 1920x1080 değil 1280x720 (bu bazıları için dezavantaj, ama benim için çok yeterli).
- Otomatik netleme performansı çok parlak değil, bu yüzden hareketli cisimler/canlılar için çok uygun değil. Bu sorun tüm m4/3 sistemlerde var. Sokakta veya durgun cisimlerde tabii ki sorun yok.
- RAW+JPEG fotoğrafların karta yazma hızı yavaş.
- 14-42mm kit lensiyi, ancak 42mm'de uzayan tüp olduğundan fazla hareketli. Çok çok kötü değil, ama beni tedirgin diyor. 9-18mm'de böyle bir sorun yok.
- Maksimum enstantane hızı 1/2000. 1/4000 olmasını tercih ederdim. ISO100 var ama (E-PL2'de kaldırmışlar yazık ki) çok aydınlık ortamlarda ve hareketi dondurmak için 1/4000 daha iyi olurdu. Aşırı ışıkta diyaframı da çok kısmak iyi değil çünkü ufak algılayıcıda ışık saçılması (diffraction) daha erken devreye giriyor.
- Sony NEX serisindeki gibi hareketli LCD iyi olurdu.
- NEX3 daha ufak. Ekranı da daha büyük ve çoook daha kaliteli.
- ISO yükseldikçe gölgelerde NEX3'e göre daha çabuk gren/gürültü oluşuyor. Gürültü azaltmayı biraz arttırıp bunu halledebiliyorsunuz, ben bu özelliği kapalı tutuyorum.

Kötü:

- D700 ve 5DMarkII evde yatıyor. G11 kullanırken de durum böyleydi ama şu anda lens de değiştirebildiğim için E-PL1 ve NEX'i daha çok taşıyorum.
- Ekrandaki LCD koruyucusunu ve lensin kapağındaki jelatini hala çıkarmadım :). Büyük kıroluk ama kıyamıyorum...
- "Abi sende siyah bir tane vardı, o daha güzeldi" (G11'den bahsediyorlar). Bir de "Sana büyük yakışıyor" var. "Büyük"? Bunu mecburen "Önemli olan işlevi" şakası takip ediyor...
- E-PL1'i uzun süre kullanıp 5DMarkII'ye dönünce insan garipsiyor...

Sonucun sonucu

Ne istediğinizi biliyorsanız Pen serisi bence çok başarılı. D7000 veya 60D'nin yüksek ISO becerisi ve hızlı kullanımını Pen serisinde bulamayacaksınız. Bunun karşın ufak boyutuna rağmen ISO800 ve altındaki fotoğraf kalitesi hemen herkese yeter. 9-18mm f4-f5,6 , 14-42mm f3,5-5,6 , 40-150mm f4-5,6 ve Panasonic 20mm f1.7 lenslerin toplam boyutu ve ağırlığı Canon 24-105 f4 L IS'ye yakın, bu yüzden ufak bir çantada iyi bir set taşıyabilirsiniz. Aynı aralık için taşıyacağınız DSLR lenslerinin boyutu ve ağırlığı bunların iki katından fazla olacaktır.

NEX3 mü E-PL1 mi tercih ederdim? NEX3 daha seri ve yüksek ISO'da biraz daha başarılı ama henüz yeteri kadar lensi yok, ve mevcut lensler çok başarılı değil. İki gövdenin de kendine has üstün tarafları var. Ben şu anda E-PL1'i daha çok tercih ediyorum.
...

27 Mar 2011

Peşinden koşuyoruz!

"Ergenekon Soruşturması'nı yüzde yüz destekliyorumEğer vesayet rejimi vedarbeler son bulacaksa... Bu ancak Ergenekon Davası sayesinde mümkün olacak.
Peki, bu soruşturmada yanlışlar yapılmıyor mu? Elbette yapılıyor. Ama Türkiye'nin mevcut şartlarında aksi mümkün değil.
Ben durumu şuna benzetiyorum:
Katili teşhis etmişiz; işte orada!.. Ama o da bizi fark edip kaçmaya başlamış... Yakalamak için arkasından koşmaktayız... Katille aramızda sürüyle masum insan var... Kan ter içinde koşarken, istemeden de olsa onların ayaklarına, hatta daha kötüsü, nasırlarına basıyoruz..."

Yukarıdaki yazı güzide bir yazarımızdan. Türkçesi: Davaya-kanıta gerek yok, suçu-suçluyu "biz" zaten belirledik. Hukuk falan hak getire. Dava başlamadan "biz" kararı verdik. "Biz" kim? Neden kan ter içinde koşuyorsun?
Adam amaçlarını itiraf ediyor yahu resmen...
Tüm soruşturmanın delillerinin bel kemiği "gizli tanık sistemi"nin AKP döneminde geldiğini yeni öğrendim (Osman Kaçmaz bir programda bahsetti, sonra internette basit bir arama yaptım). Peki "özel yetkili savcılar" kanuna ne zaman girdi? Yani bu davanın hazırlıkları senelerdir yapılıyormuş meğersem. Gizli tanık nedir yahu? Gizli kanıt da olabilir mi mesela? Veya gizli dava? Gizli savcı, gizli hakim? Bu dava başladığından beri adam gibi kanıt gören var mı? Gizli kanıt? Elimizde somut birşey olsa da biz de lanetlesek suçluları, ama yok da yok. Öh yani...
Çok cahilim çoook. Kanun işlerinden hiç anlamam, ama salak da değilim (sanıyorum). Ya da politika ve dünya işlerinden kendimizi soyutlasak mı?
Bu arada bir eğlencelik: http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=89693

21 Mar 2011

Pak Panter

Hayatıma biraz komiklik girsin diye Pak Panter'i seyredeyim dedim, Türk film endüstrisinin neden bir türlü silkinip ayağa kalkamadığını gene anladım. Bu kadar abartılı, konudan ve kurgudan yoksun filmleri hala yapıyorlar demek ki. İğrençti, felaketti, rezaletti. 5. sınıf Amerikan filmi havasındaydı. Tamamen zaman kaybı. Diyaloglar diyalog değil, komik sahneler yok denecek kadar az, konu tuvalette yazılmış, "İsrailliler şöyle, Ruslar böyle" tarzı insanın gözüne soka soka verilen mesajlar, dünyanın en isteksiz/ruhsuz figüranları ve bunun gibi kötü bir filmde olması gereken herşey bu filmde vardı.
Allah yapımcılara, yönetmene, kurgu yönetmenine (varsa), oyunculara akıl fikir, seyredenlere sabır versin. Amin.
Ve para verip satın almıştım...